0
     Bugün hem Adanaspor'un hem de U20 Millî Takımı'nın önemli oyuncularından birisi ve ilginç bir hikâyeye sahip. Küçük yaşta Adana Demirspor'un seçmelerinden geri çevrilince futbola küsmüş. Beden eğitimi öğretmeni ve müdür yardımcısının zorlamasıyla yeniden futbola başlamış. Futbola başladığı günle Adanaspor'un A takımına çıkışı arasında geçen süre sadece 1 yıl, 3 ay. 16 yaşında PTT 1. Lig'de oynayan, sürati ve adam eksiltme yeteneğiyle özel bir oyuncu var karşımızda.

2008'den bu yana Millî Takımların farklı kategorilerinde izlediğimiz Okan Salmaz, Süper Lig'de forma giymemesine rağmen adından sıklıkla söz ettiren bir oyuncu. Bu nedenle seni daha yakından tanımak istiyoruz.

17 Temmuz 1992'de Adana'da doğdum. Orada büyüdüm, orada okudum, futbola da orada başladım. Üç erkek kardeşiz; en büyükleri benim. Ortanca kardeşim derslere çok ağırlık verdiği için futbolu bıraktı. 10 yaşındaki en küçüğümüz ise tam bir futbol hastası. Yakında futbol oynamaya başlayacak. Babam iş makineleri operatörüydü, emekli oldu. Annem ise ev hanımı.

Futbola ne zaman ve nasıl başladın? Ailenin bu konudaki tavrı ne oldu?

Futbola başlamam biraz garip oldu aslında. 11-12 yaşlarındayken beden eğitimi öğretmenim Metin Kuran'ın yönlendirmesiyle Adana Demirspor'un altyapı seçmelerine katıldım. Ancak Adana Demirspor beni seçmedi.

Şimdi pişman olmuşlar mıdır?

O konuda yorum yapmayayım ama daha sonra beni istediler (gülüyor). Adana Demirspor'un seçmelerini kazanamayınca ciddi bir biçimde hevesim kırıldı. 8. sınıfı bitirirken, beden eğitimi hocam beni Buruk Belediyespor'a göndermek istedi. Ama dedim ya bir kere hevesim kırıldı diye, ben de gitmek istemedim. Nasıl olsa mahalle aralarında, halı sahalarda futbol oynuyorum, işin keyfini çıkarıyorum diye düşünüyorum. Tabii o zaman futbolculuk hayatıyla ilgili bir fikrim yok. Gitmemek için direndiğimi görünce durumu müdür yardımcımıza anlatmışlar. Klasiktir, öğrenciler müdür yardımcılarından korkar. Ben de müdür yardımcısı çağırınca odasına korka korka gittim. Onun zorlamasıyla da yeniden futbola başladım. Eğer üzerime düşüp de beni zorlamasalar kesinlikle futbolcu olamazdım. Sağ olsunlar hocalarımın emeği sayesinde bugün buradayım.

Buruk Belediyespor'da ne kadar oynadın?

Orada 1 sezon oynadıktan sonra Adanaspor beni transfer etti. Zaten Buruk Belediyespor'da sezonun yarısı geldiğinde bölge karmasına seçilmiştim. O zaman da ilginçtir ki Adana Demirspor beni istedi. Bu arada Adanaspor'dan Eyüp Arın Hocam da beni yanına çağırdı ve "Bizde oynamak ister misin?" diye sordu. Ben de doğal olarak Adanaspor'un teklifini kabul ettim. Adanaspor altyapısında sadece 3 ay kaldım ve A takıma yükseldim. Yani futbola başladıktan 1 yıl 3 ay sonra A takım oyuncusu oldum. Gerçi daha sonra bunun sıkıntılarını da çektim. Çünkü sağlam bir altyapı eğitimi almamıştım.

Seni A takıma alan teknik adam kimdi?

Kemal Kılıç'tı. Onun döneminde A takıma yükseldim. Onun sayesinde Genç Millî Takımlara gittim. Ege Kupası'nda Ferhat Südoğan'ın U16 Takımı'nda oynadım.

Henüz 16 yaşında PTT 1. Lig'de forma giyme fırsatı bulman oldukça çarpıcı. O maçı hatırlıyor musun?

Çok iyi hatırlıyorum çünkü o maçta unutamayacağım bir şey olmuştu. Beni A takımda ilk oynatan hoca Metin Yıldız'dı. Sanırım hocanın ilk haftasıydı ve Çaykur Rizespor'la maçımız vardı. Tamam, ben A takım kadrosuna giriyordum ama kendimi kadroyu tamamlayan, altyapı kontenjanından kullanılan oyuncu olarak görüyordum. Dolayısıyla kafamda oynamayı hiç kurmuyorum. Metin Hoca maçtan yarım saat önce soyunma odasında yanıma geldi ve "Bugün oynar mısın?" diye sordu. Ben de hiç düşünmeden, "Oynarım tabii hocam" cevabını verdim. "Ben de oynatırım o zaman" dedi ve son 20-25 dakikada gerçekten de oynattı. Ufak tefeğim, istekliyim, hırslıyım ve kendimi göstermek için müthiş çaba harcıyorum. Sonradan takım arkadaşı olacağım Görkem Görk rakip takımın stoperiydi o gün. Attığım son çalımın ardından sinirlendi herhalde ve direkt üst adaleme tekmeyi bastı. Ondan sonra iki hafta antrenmana çıkamadım.

Ailen futbolcu olmanı nasıl karşıladı?

Babam bana her zaman "Dereyi görmeden paçayı sıvama" dedi. Futbolculuğun bir garantisi yok çünkü. Profesyonel olana kadar babam hep, "Oğlum bir yandan da okulunu götür" tavsiyesinde bulundu. Mahallemizde Abdullah isminde çok yetenekli bir abimiz çalışmış, çabalamış, futbolcu olamamış, babam da bana hep onu örnek veriyor, "Oğlum bak Türkiye'de milyonlarca insan futbolcu olmak istiyor, olsaydı Abdullah futbolcu olurdu" diyordu. Yani futbolculuğu bir meslek olarak düşünmüyordu. Haklı yanları da vardı aslında. Çünkü benimle birlikte futbola başlayan pek çok çocuk futbolcu olamadan kaybolup gitti.

Güzel bir noktaya geldik. Seni o kaybolup giden çocuklardan ayıran ve bugün bu noktaya getiren özelliklerin neydi?

Futbolda şans çok önemli bir faktör. Doğru zamanda, doğru yerde olmak diye bir şey var. Mesela gözlem altında olduğunuz bir maçta iyi oynamanız bir çok şeyi değiştirebiliyor. Ya da sakatlanmamanız sizi bir yerden alıp başka bir noktaya götürebiliyor. Arda Turan bizim önümüzde çok iyi bir örnek. 20 yaşında Manisaspor'a gittiği dönemde önemli bir sakatlık yaşasaydı bugün Arda Turan diye bir oyuncudan söz etmiyor olacaktık. Ama Arda Turan bugün sakatlansa, futbol kariyeri açısından hiçbir şey değişmez. Arda Turan her zaman Arda Turan'dır artık. Benim başlangıç dönemimde sakatlanan pek çok arkadaşım oldu ve bir daha futbola dönme şansı bulamadan bırakmak zorunda kaldılar. Altyapı oyuncularına artık giderek daha fazla önem veriliyor. Ancak bundan 5-6 yıl öncesine kadar teknik adamlar genç oyuncu oynatarak maç kaybetmeyi göze almıyordu. Bugün ise bu risklere giren bir çok teknik adam var. Aslında genç oyuncuya güvenmek maçı kaybetmek anlamına gelmiyor ama ne yazık ki ülkemizde böyle bir anlayış yakın zamana kadar oldukça hâkimdi. Oysa dünyanın en iyi oyuncuları da sonuçta bir zamanlar altyapılardan yetişen çocuklardı. Ben şansımı iyi kullandım ve ciddi bir sakatlık yaşamadım. Daha başlangıçtan beri Genç Millî Takımlara seçilmek de önemli bir avantaj oldu benim için. Çok çalıştım demiyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse çalışmayı çok seven bir oyuncu da değilim. Ama şansım hep yaver gitti.

Tabii tek başına şans ya da sakatlanmamak yeterli değil. Sonuçta Genç Millî Takımlara seçilmeni ve 16 yaşında profesyonel liglerde forma giymeni sağlayan yeteneklerin de olmalı, değil mi?

Elbette, bu tartışılmaz. Hocalarımın da takım arkadaşlarımın da en beğendiği özelliğim adam eksiltip dikine gitmem ve süratim. Millî Takımlardan bir süre uzak kalmıştım, tekrar dönüşümde takım arkadaşlarımın söylediği şey, "Okan hiç değişmemişsin, yine çok kolay adam eksiltiyorsun" demek oldu. İki ayağımı da kullanabiliyorum ve her iki kanatta da oynayabiliyorum. Elbette ana ayağım olan sağım daha iyi.

İdollerin var mı?

Örnek aldığım insanlar var. Bunlardan birisi Arda Turan. Galatasaray'dan bir Anadolu takımına gönderilip büyük bir çıkış yapması ve yeniden Galatasaray'a dönüp yıldız olması, oradan da Atletico Madrid'e gitmesi çok etkileyici geliyor bana. Keza PTT 1. Lig'den Galatasaray'a gelen Mehmet Topal'ın Valencia'ya uzanan yolu da öyle. Bugün de Fenerbahçe'de ve A Millî Takım'da başarıyla oynuyor.Bu oyuncular sadece yetenekleriyle değil, hayat hikâyeleriyle de beni etkiliyor. İdolüm ise Cristiano Ronaldo. Zaten kanat oyuncularının çoğunun idolü Ronaldo'dur.

Messi'cilerden değilsin yani... Aslında Ronaldo pek çok insana antipatik gelebiliyor.

Bence Ronaldo antipatik değil, Messi fazla mütevazı. Ronaldo olmak kolay değil ve o da aslında bu durumu iyi idare ediyor. Messi ise çok sıra dışı bir insan. Hem Messi olup hem de o kadar mütevazı kalabilmek anormal bir durum bence. Messi, Barcelona'da rutin bir başarı çizgisi tutturmuş durumda. Ronaldo ise o yaş için çok büyük bir para karşılığında gittiği Manchester United'da müthiş bir patlama yapıp dünyanın en iyi oyuncusu seçildi, Şampiyonlar Ligi kazandı, lig şampiyonlukları kazandı. Ardından Real Madrid'e rekor bir transfer ücretiyle gitti ve orada da başarılı oldu. Dolayısıyla böyle bir oyuncunun egoist olmasını çok da anormal karşılamamak lâzım. Benim en hazmedemediğim şey, Süper Lig'de 1-2 milyon euroya oynayan oyuncuların egolarını gördükten sonra, "Ronaldo neden egoist?" diye sorulması.

Senin kariyer gelişimine dönersek, 16 yaşında oynadığın o ilk maçın ardından gelen sezonlar senin açından nasıl geçti?

Diyorum ya futbol şans işi diye... İlk maçımda sakatlandıktan sonra fazla oynama fırsatı bulamadım. Çünkü sık sık Genç Millî Takım'a gitmiş ve kendi takımımdan uzak kalmıştım. Ama ertesi sezon, beni A takıma çıkaran ilk teknik direktör olan Kemal Kılıç Adanaspor'a geri döndü ve ben de çok iyi bir kamp dönemi geçirdim. Ancak şampiyonluğa oynayan çok iyi bir kadromuz vardı ve ben bu kadronun içinde oynayamayacağımı düşünüyordum. Fakat A takımla PAF takım arasındaki üç maçta A takıma karşı inanılmaz bir performans göstermiş ve hocaya "Artık oynat beni" mesajını göndermiştim. Kendi sahamızda, düşmeme mücadelesi veren Kocaelispor'a karşı oynadığımız maçın 65. dakikasında hoca beni oyuna aldı. Şampiyonluğa oynuyorduk ve maç 0-0 gidiyordu. Takıma galibiyeti getiren golü atınca maçı kurtaran adam olarak düzenli oynamaya başladım ve o sezon benim için çok iyi geçti.

O sezonun sonunda Galatasaray'ın transfer gündemine geldiğini biliyoruz. Bize o dönemde neler yaşandığından söz eder misin? Sonrasında bu transfer neden gerçekleşmedi?


Ersan Gülüm abinin Beşiktaş'a gittiği dönemde Galatasaray da beni istemiş ve kulübe de resmi teklif gelmişti. Ancak sözleşmem devam ediyordu ve kulüp başkanımız beni bırakmak istemedi.

Peki, böyle büyük bir transferin kapısından dönmek sende bir hayal kırıklığına yol açtı mı?

Hayır, kesinlikle bir hayal kırıklığı yaşamadım.

Ama Galatasaray'a gidemediğin transfer döneminin ardından gelen sezon senin için pek de iyi geçmedi...

Evet, doğru. Ama bunun transfer meselesiyle bir ilgisi yok. O dönemde el bileğim kırılmıştı fakat ameliyat olmadım. Futboldaki en büyük pişmanlığım da bu. Bu nedenle 1 sezon kaybettim. Kemiğin kırıldığını aylarca anlamadım. Ağrıyordu ama ben incinme sanmıştım. Sonunda MR çektirdim ve doktor kırık dediğinde bile inanmadım. 8 ay boyunca o elle şınav bile çekmiştim çünkü. Ama ikili mücadelelerde elimi kullanamıyordum. Sonunda ameliyat oldum, rahatladım ama bu nedenle 1 sezonum boşa geçti.

Ameliyatın ardından eski performansını buldun sanırım.

İşte şans dediğim şey orada da devreye girdi. Ameliyat nedeniyle sezon başı hazırlık kampını kaçırmıştım ve büyük ihtimalle benim için o sezon da boşa giden sezonlardan birisi olacaktı. Fakat sabah bir uyandım, şike soruşturması nedeniyle ligin başlaması ertelenmişti. O dönemde kampa katıldım, hazırlık maçlarında oynadım. Bu da benim için büyük bir şans. Çünkü kamp dönemi geçirmediyseniz geçmiş olsun. O sezon içinde toparlanmanız mümkün değil. Sezon başlangıcının ertelenmesi işime yaradı ve Mbila'dan sonra takımın en fazla gol atan ikinci oyuncusu oldum. İlk yarıda düzenli oynadım ama ikinci yarıda performansım biraz düştü. Özeleştiri yapmam gerekirse kapanışı çok kötü yaptım. Yine de düzenli olarak oynadığım ilk sezon geçtiğimiz sezondu ve takıma direkt katkı yaptığım dönemler oldu.

Geçtiğimiz sezon Süper Lig'e çıkma şansını Kasımpaşa ile oynadığınız son maçta kaybettiniz. O maçtan bize söz eder misin biraz? Genç bir oyuncu olarak o maçta neler yaşadın? Maçın ardından neler hissettin?

Anlatılamayacak kadar kötü bir duygu. Kasımpaşa'ya da çok kızıyorum bu arada (gülüyor). Biz daha maçın başında 10 kişi kalmışız, yenecekseniz yenin. Ama biz 10 kişiyle müthiş direndik ve rakibin iki önemli hatasından iki gol bularak maçı uzatmalara götürdük. Rakibin iki hatasından diyorum ama onları hataya zorlayan da bizim insanüstü bir gayretle verdiğimiz mücadeleydi. O gün Kasımpaşa'ya 3-0 yenilsek bu kadar zorumuza gitmezdi. 90 artıda skoru 2-2'ye getirip uzatmalarda rakip de 10 kişi kaldıktan sonra 3-2 kaybetmek bizim için çok acı vericiydi.

Adana için hep futbol şehri denir ama ne yazık ki uzun bir süredir Adana şehrinin Süper Lig'de takımı yok. Bu durumu neye bağlıyorsun? Adana futbolunda eksik olan nedir sence?

Ben Adanalıyım ve biz çıkamazsak ezeli rakibimiz Adana Demirspor Süper Lig'e çıksın istiyorum. Bunu o şehrin insanı olduğum için istiyorum. Çünkü kim çıkarsa çıksın, Adana şehri kazanacak. Ben Adana'da bir tane Süper Lig maçı izlemedim ve bunun eksikliğini hissediyorum. Bunu söylemek benim haddime düşmez ama Adana şehrinin Süper Lig'de bir takımının olmaması yönetim hatalarından kaynaklanıyor. Adanaspor bir şirket takımı ve sadece Bayram Akgül'ün gücüyle ayakta kalmaya çalışıyor. Adana Demirspor ise belediyeden, iş adamlarından büyük destek aldı. Ama bu desteği iyi kullanamayınca insanlar da kendilerini yavaş yavaş geri çekiyor.

Genç Millî Takımlara seçilmene gelelim. İlk daveti aldığında neler hissetmiştin?

O dönemde ben kendime futbolcu bile demiyordum doğrusu. Ama kendi yaş grubumdaki oyuncuların yer aldığı Genç Millî Takım'ı Türkiye Futbol Federasyonu'nun internet sitesinden takip ediyordum. O sırada U16 Millî Takımı ABD'de Nike Turnuvası'na gitmişti. "Acaba o takımda kimler oynuyor?" diye bir merak vardı içimde. Benim için orası uzay kadar uzak bir yerdi. Ama birkaç ay sonra uzay kadar uzak zannettiğim Genç Millî Takım'a çağırıldım. Yaşadığım heyecanı hesap edin işte. Ondan sonra "Burada tutunabilir miyim, kendimi gösterebilir miyim?" düşüncesi aldı beni. Çünkü "Bu arkadaşlar Millî Takım'daysa benden çok çok yetenekliler" diye düşünüyorum. Ben onları bilmiyorum ki... Bildiğim tek şey Adana'da oynanan futbol. Ama Millî Takım kampına gidince gördüm ki, ben de onlardan birisiyim. Zaten ilk gittiğim kampta kendimi hocalarıma beğendirdim ve sonrası da geldi.

Millî Takım oyuncusu olmanın sana neler kattığını düşünüyorsun?

Mental açıdan kendinizi çok fazla geliştiriyorsunuz. Gözünüzde çok fazla büyüttüğünüz yere gelip kendinizin de oradaki oyunculardan birisi olduğunu gördüğünüzde özgüveniniz otomatikman artıyor. Millî Takım'da iyi takımlara, iyi oyunculara karşı oynuyorsunuz. Yetenekli oyuncularla rekabet ettiğiniz için kendinizi daha fazla geliştiriyorsunuz. Mesela takım arkadaşlarımdan birisi Engin Bekdemir. Onun da inanılmaz bir adam eksiltme yeteneği var. Kampa gidip Engin'i görüp izleyeceğim zaman inanılmaz mutlu oluyordum. Kendi yaş grubumda oynadığım için yeteneklerimi daha fazla gösterme imkânım oluyordu ve Adana'ya döndüğüm zaman bunun moraliyle daha iyi oynuyordum.

Bugüne kadar kariyerini en fazla etkileyen teknik adamlar kimlerdi?

En fazlası Kemal Kılıç Hoca. Beni A takıma çıkaran, orada kalmam için direnen, düzenli olarak oynatan, Millî Takımlara gitmeme vesile olan hoca Kemal Kılıç'tır. Şu dönemde Levent Eriş'in de katkısı büyük. Bazı şeyleri biraz diş göstererek yapıyor ama bunun benim futbol kişiliğim için yararlı olduğunu biliyorum. Mesela bu sezon savunma yönümü geliştirmeye çalışıyorum. Eğer savunma yapmazsanız eksik kalıyorsunuz. Bugün Quaresma'yı bile tartışılan bir oyuncu haline getiren şey savunma yapmaması değil mi? Bugünün futbolunda ne kadar yetenekli olursanız olun hem güçlü hem de iki yönlü değilseniz eksik oyuncusunuz. Eğer sizin oynadığınız kanattan iki gol yiyorsanız, attığınız bir golün de anlamı kalmıyor.

İki yıllık bir aranın ardından şimdi Ümit Millî Takım kadrosundasın. Millî Takım'dan ayrı kaldığın iki yıllık bu sürede, "Acaba çaptan düştüm mü?" gibi bir endişe yaşadın mı?

Hayır, hayır. Çünkü bu süreçte dediğim gibi bir sakatlık yaşadım ve bir sezonum boşa geçti. Yeni yeni toparlanıyorum ve kendimi biliyorum. Dolayısıyla bir endişe duymadım. Kendimi bulduğumda yeniden burada olacağımı biliyordum ve gerçekten de düşündüğüm gibi oldu.

Gelecekle ilgili kariyer planlamanda neler var?

Bu sezon istikrarlı bir dönem geçirmek istiyorum. Benim problemim istikrar zaten. Yoksa Millî Takımlarda yer alan bir oyuncu olarak beni tanıyorlar zaten. Benimle ilgili kuşkuları "Güçlü mü, istikrarlı mı?" şeklinde oluyor. Bu sezon istikrarlı bir sezon geçirip ya takımımla birlikte ya da transfer yaparak Süper Lig'e çıkmak istiyorum. Çünkü sezon sonunda 21 yaşında olacağım ve artık bir atılım yapmam gerekiyor. Eğer bunu takımımla başarırsam elbette çok güzel olur. Olmazsa da mutlaka bir Süper Lig takımına transfer olmam lâzım. En önemli hedefim ise bir gün mutlaka Galatasaray'da oynamak. Ama olmazsa da "Ben Galatasaraylıyım, babam da Galatasaraylı, o zaman başka bir takımda oynamam" demem. Arkadaşlarım bana ciddi ciddi, "Fenerbahçe istese gider misin?" diye soruyor. Onlara, "Yok ben Adana'da mutluyum" diye cevap veriyorum (gülüyor). Yahu Fenerbahçe istiyor sizi, gitmez misiniz? Ne diyeceğim yani, "Ben Galatasaraylıyım, o yüzden gelmiyorum" mu? Bu ligde Fenerbahçeli olup da Galatasaray'da oynayan oyuncu da vardır, Galatasaraylı olup da Fenerbahçe'de oynayan da. Hepsi de formalarının hakkını veriyor. Ama bir büyük takımdan diğerine gittiğinde, "Ben zaten çocukluğumdan beri bu takımı tutuyorum" diyenleri de anlamıyorum.

Futbolun dışında nelerle ilgileniyorsun?

Arkadaş ortamlarını çok seviyorum. Çocukluğumdan beri birlikte olduğum 4-5 arkadaşım var ve onlardan hiç kopmuyorum. Gece-gündüz onlarla beraberim. Birlikte oyun oynarız, muhabbet ederiz. Çok fazla play-station oynayan, bilgisayar başında oturan birisi değilim. Sanal ortama çok fazla zaman harcamıyorum. Bilgisayarın başındaysam film izlerim. Üç günde bir kitap bitirenlerden değilim ama okumayı severim, özellikle mizahî kitaplarla aram iyidir.


Röportaj: Mazlum Uluç / TamSaha

Yorum Gönder

 
Top