0
       Transfer Merkezi Dergisi'nin bugünkü konuğu alt liglerin uzmanı Alper Kaya. Sol Gazetesi ve Fotospor'da alt ligler ile ilgili yazılar yazan Alper Kaya'nın "08.00" isimli bir de romanı var. Genç gazeteciyle alt ligleri ve Türk futbolunu konuştuk.

Merhaba, kısaca kendinizden bahseder misiniz?

       Merhabalar, adım Alper Kaya. Salı günleri Sol Gazetesi’nde; cumartesi günleri de Fotospor’da 2. Lig, 3. Lig ve zaman zaman amatör ligler hakkında haftalık yazılar yazıyorum. Bunun haricinde bir sosyal medya ajansında metin yazarlığı yapıyorum. Arada bir de öyküler yazıyorum. “08:00” isimli bir romanım var. Aynı zamanda 2010 yılında BirGün Gazetesi’nde Rambo Okan ile ilgili yazdığım “Sadece Bir Deli” başlıklı yazımla Gazeteciler Cemiyeti tarafından “Yılın Spor Köşe Yazısı – Övgü Ödülü”ne layık görüldüm ve cemiyet tarafından ödüllendirilen en genç spor yazarı oldum.

       Diğer alt lig yazarları gibi maç yazısı yazmak yerine daha çok kimsenin bilmediğini konuları gündeme getiriyorsunuz. Bu tercihinizin nedeni nedir?

       Bir maç hakkında yazabileceklerim hep sınırlı geliyor. Yani, en fazla “Beşinci dakikada Hakan’ın kafa vuruşu gol olsaydı maç şöyle olurdu” gibi farazi yöntemler geliştirebilirsin, o da nereye kadar? Oysa bir maçın o an sahadaki halinden farklı yönleri de var. Yani; o maça gelene kadar oynanan maçlar, sonrasında oynanacak olan maçlar ve nitekim, robotlar değil insanlar tarafından oynanan bir spor olduğu için futbolcu ve teknik direktör boyutu da var. Futbol, hikayesi bol olan bir spor dalı. Bilhassa ülkemizde siyasi ve benzeri odakların karışmasıyla hikayeleri daha da artan bir spor dalı. Bunu neden doksan dakikalık bir çerçeveye sınırlamakta inat edelim ki?

Alt liglerde beğenerek izlediğiniz, ileride yıldız olabileceğini düşündüğünüz gençler kimler?

       Sinan Osmanoğlu’nu çok beğenerek takip ediyorum. Timur Kosovalı hakkında yorum yapmaya bile gerek yok; milli takımın ileriki yıllarda gol yükünü tamamen o çekeceğe benziyor. İstanbulspor’un kalecisi Volkan Canbolat’ı da izlerken keyif alıyorum. Pendikspor’da oynayan Anıl Gir bence potansiyelini tam kullanmıyor; Beylerbeyi’nde oynadığı dönemlerde yüzde seksen verim bile gösterse takımın çok farklı bir tablo çizdiğini biliyorum zira.

İlk 11 haftası geride kalan Spor Toto 2. Lig ve 3. Lig’le ilgili kısa bir değerlendirmenizi alabilir miyiz?

       Ankaragücü’nün beklenmedik bir şekilde kadro uyumu sorununu neredeyse yaşamadan galibiyet serisi yakalaması dengeleri alt üst etmişe benziyor. Bunun haricinde takımların geçtiğimiz sezonlara oranla daha isabetli transferler yapmaları ancak teknik direktör tercihlerinde bazı gariplikler yapmaları ilginç geliyor bana.
Üçüncü Lig’de Düzyurtspor’un başarısı dikkat çekici. Profesyonel liglerdeki ilk sezonları olmasına rağmen hiç maç kaybetmediler; dahası geçmiş iki sezonda toplam dört maç kaybetmişler; muazzam değil mi?
Kırılgan yapısı olan liglerimiz var; defansif anlayış neredeyse hiç yok gibi. Bir gol atan maçı koparıp alabiliyor. Keza sıralama olarak da iki maç kaybeden takımların küme düşme potasına doğru yol alması da bu kırılgan yapıya işaret.

Bu sezon ya da önceki sezonlarda alt liglerde yaşadığınız en ilginç olaylar?

       İki yıl önce İstanbulspor-Alibeyköyspor play-out maçına gitmiştim. Yani yenen takım Bölgesel Amatör Lig’de oynayacak, yenilen takım Süper Amatör’e düşecekti. İstanbulspor penaltılarla kazanıp Süper Amatör Lig’den BAL’a yükseldi. Maç esnasında İstanbulspor taraftarlarından birisine saldıran Alibeyköy yöneticilerine engel olmuştum; küme düşmenin de acısıyla olsa gerek maç sonunda stadyum dışında otobüs durağına yürürken önümde duran jipten inen bir grup Alibeyköy yöneticisinin saldırısına uğramıştım.
2011-2012 Sezonu’nda da Bayrampaşa’nın maçlarını çok sık takip ediyordum. Gittiğim maçlarda neredeyse hiç yenilmedi Bayrampaşa ve bu durum maç analizlerim vesilesiyle Bayrampaşalıların da dikkatini çekmişti ve ısrarla maçlarına gelmem için davet yolluyorlardı forumlarda. Hoşuma gidiyordu. Kocaelispor’un 2. Lig’de sahasındaki son maçta Tepecik karşısında dünyanın en hızlı hat-trick’ini izleme fırsatım olmuştu.

       Bunun haricinde kötü bir sezon geçiren Beykoz’un 2011-2012’deki play out maçında on dakikada attığı 2 golle kümede kaldığı Alibeyköy maçında tribünlerinin enerjisine hayran kalmıştım. Alibeyköy’ün benim için yeri ne kadar önemli, bunu ilk anımda yazdığım için daha bir sevinmiştim Beykoz’un galibiyetine tabii…

Alt liglerde sizi etkileyen Anadolu tribünleri hangileri?

       Beykoz, Bayrampaşa, Kocaelispor (üç yıl önceki hali). Bir de hususi belirtmek istiyorum; Doğu takımlarının deplasmanlarındaki organizasyonlarına hayranım. Hangi takım olursa olsun doğuluların destek vererek tribünleri ellerinden geldiğince doldurmaları müthiş bir tablo.

Kocaelispor’un Bank Asya şampiyonluğundan 3. Lig’e kadar düşüş sürecini en iyi bilenlerdensiniz. Sizce Kocaelispor nasıl kurtulur?

       En iyi bilenlerden miyim, bilmiyorum ama tesadüfen Kocaelispor’un Süper Lig’de oynadığı son sezonda ailemin oraya taşınmasından ötürü Kocaelispor’u takip etmeye başlamıştım. Sonrasında senin de dediğin gibi yeşil-siyahlılar Üçüncü Lig’e kadar düştü. Bu süreçte 2. Lig’te ve 3. Lig’te çok maçlarına gittim. Gözlemlediğim kadarıyla yoğun saha dışı faaliyetler nedeniyle koskoca takım eriyip gitti, gidiyor da. Bence Kocaelispor’un kurtuluşu kadar bugüne gelişinde hesap vermesi gerekenlerin de vereceği hesap çok önemlidir.

       Misal, Bank Asya’daki şampiyonluk senesinde takımı kuran; Semavi ve Taner gibi isimleri takıma kazandıran İlter Kasap kimin işine gelmedi de gönderildi? Misal, Serhan Gürkan’ın kulübe üye yaptırıp kendisine oy attırdığı çarşaflı teyzeler ne oldu? Gene aynı örneklerden gidersek, Süper Lig’deki bahis gelirleri ve diğer liglerdeki gelirler ne oldu?

       Son olarak da malum gol kralı, geleceğin yatırımı Doğan Karakuş kardeşimizden elde edilen gelir ne oldu? Önce bunların hesabı bir verilir, sonra önüne bakar Kocaelispor. Ha yine de, bana göre kurtuluşu ise bir üç seneyi gözden çıkarmaktan geçiyor. Yani, kulübü projeleri olan ve dinamik bir teknik direktöre tamamen emanet edip alt yapı yapılandırması da dahil pek çok kurumsal faaliyeti canlandırarak bir yükseliş gerçekleştirilmeli. Yoksa altı doldurulmamış bir yükselişin düşüşü de pek sert olacaktır zira.

Geçen yıl Diyarbakırspor ve Mardinspor’un amatöre düşmesinden sonra bu yıl Adıyaman, Siirt ve Bingöl düşmeye çok yakın. Bu konuyla ilgili düşünceleriniz neler?

       Bütün konu dönüp dolaşıp gene aynı “düşmana” geliyor. Endüstriyel futbol, siyasi odaklar ve bahis şirketleri. Devletin, bizzat hangi doğrultuda kullandığı bugün ayan beyan ortada olan ve ortada bırakılmış olan Diyarbakırspor ile birtakım insanların gelip kendi karınlarını doyurup caka sattıkları Mardinspor, senin de söylediğin gibi şu an ne hallerde. Bitmiyor! Alt liglerde, daha da aşağıda amatörlerde, çoğu Doğu takımları bu konuma düşüyor. Siirt’in, Fadıl Akgündüz dönemi itibariyle incelenirse ne gelirleri ne giderleri olmuş; Sergen’i transfer edebilmiş bir takımdan bahsediyoruz neticede. Sorun hep bu şeffaf olamamaktan kaynaklanıyor.
Klişe bir tabir var, çok sinir bozucu. Takımının transferinin giderini inceleyen, soruşturan taraftara “maliyeci” diyorlar. Ne alakası var? Bugün, en çok ihtiyacımız olan taraftar tipi böylesidir. Gidip kulüpte başkana bu konuların hesabını sorabilecek taraftarlar artmalı, başkanlar da bu hesapları verebilecek işler yapmalı.

Anadolu kulüpleri endüstriyel futbola yenik düşmemesi adına ne gibi hamleler yapmalıdır?

       Kulüpler, transferlerle değil içe dönük alt yapı hamleleriyle oyuncu kazanmaya çalışmalı. Keza gelir-gider tablosu da hayal tüccarlığı değil; ihtiyaç dahilinde düzenlenmeli. Bu konuda en güzel örnek Fethiyespor olabilir. Bu sezon 1. Lig’de gerçekten şanssız bir sıralamadalar ancak geçmiş yıllarda kulüp yönetiminin ekonomi planları ve oyuncu tercihleri genel olarak endüstriyel bir anlayışın çok uzağındaydı. Belki de takımların kaderi böyledir; bilemiyorum ama bugün bir Beykoz, bir Vefaspor, bir Diyarbakırspor, bir Mardinspor bu hallerdeyse bunun sebebi tamamıyla futbolun içine işleyen bahis şirketleri, kulüplerin yanında durmayan bir yönetim anlayışına sahip TFF ve futbolu bırakır bırakmaz televizyon bilirkişisi olan geveze emekliler. İnsanlar sporun ruhuna aykırı bir biçimde; şehirlerin bilmem kaç kilometre dışına stat yaparak, alt yapı çalışmalarını bir kenara bırakarak, bu ülkede sanki teknik direktör tarlası varmış gibi tek kalemde teknik direktörleri harcayarak bu duruma sebep oluyorlar. Ve ne acı ki bu insanların pek çoğu hesap bile vermiyor, az önce Kocaelispor örneğinde de bahsettiğimiz üzere.

3. Lig’deki yaş kontenjanı uygulaması sizce doğru bir karar mı?

       Ben bu kontenjan konusunu hemen hemen yazdığım bütün platformlarda dile getirdim. Pek çok teknik direktörle, futbolcuyla ve taraftarla konuştum. İnsan haklarına aykırı bir durum; 30 yaşına gelmiş ve o zamana değin farklı bir iş yapmamış bir insana “Sen bu işi yapma kardeşim” diyorsunuz; üstelik onu başka işe istihdam etmeyi bile düşünmüyorsunuz. Neden? Yeni futbolcular yetişsin diye. Peki bu kontenjan kuralı konulduğundan beri kaç yıl oldu, kaç tane futbolcu çıktı Üçüncü Lig’den? Ben söyleyeyim; emin ol futbolu bırakmak zorunda kalanların yüzde beşi kadar bile futbolcu çıkmamıştır.

"08:00" adlı kitabınızdaki tarzınızla Alfred Hitchcock’a benzetildiniz. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?

       08:00, iki yıl önce yayınlandı. Polisiye-psikolojik gerilim türünde bir romandı. Dediğin benzetmeyi de benim doğduğum yıl editörlük hayatına giriş yapmış olan bir usta, Aşkın Güngör, yaptı. Haliyle benim için yeri çok büyük. Değeri de, yükü de. İleride yapacağım çalışmalarla günün birinde “Beni yanılttın” deme payı olmaması için daha bir azimle çabalıyorum diyebilirim…

Yazarlık konusunda örnek aldığınız bir isim ya da isimler var mı?

       Futbol yazarlığında açıkçası bir dönem Radikal’de okuduğum Feridun Düzağaç’a çok özenirim, beğeniyle okunan akıcı yazılar yazardı. Tanıl Bora’yı ise söylemeye gerek bile görmüyorum, her yazısı çıktısı alınıp duvarlara asılıp defalarca okunması gereken cinsten.

       “Normal” yazarlıkta ise üretkenlik ve tema olarak Stephen King, çocukluğumdan beri idolümdür. Bazen klişeye kaysa da Tami Hoag ve son dönemde tanıştığım Tess Gerritsen’i severek okuyorum; günün birinde beni de onlar kadar severek okuyan insanlar olur mu diyorum, eğer örnek almak böylesiyse.

Son olarak sizin okuyucularımıza iletmek istediğiniz bir şey var mı?

       Taraftarın daha aktif olması gerektiğini düşünüyorum. Ben futbolda Üçüncü Lig’i yazmaya “Bu ligde 54 takım var, dünya kadar maç yapıyorlar ama kimsenin ruhu duymuyor” diyerek başlamıştım; o takımların taraftarlarının medyada daha çok yer almaya, takımlarını ‘büyük’ gazetelerde de anı anına takip edebilmeye hakkı olduğuna inanıyorum. Bırakın 3. Lig’i, 1. Lig bile bir Selçuk Şahin kadar, bir Fernandes kadar yer almıyor gazetelerde çoğu zaman. Oysa hikâyesi o kadar bol ligler ki bizim ülkenin ligleri; bir keşfedilseler medyanın başka malzeme aramaya, oturup kafadan atma transfer haberleri yazmaya ihtiyacı kalmaz.

Röportaj: Ümit ŞENGÜN
Bu röportaj TransferMerkez.com tarafından yapılmıştır, tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Yorum Gönder

 
Top