0
       Endüstriyel futbolun yeşil sahalara hakim olmasının ardından, yıldız futbolcuların ilgi odağı haline gelen MLS ( Amerika Futbol Ligi) Avrupa’nın birçok ünlü ismini kendi ligine getirmiş durumda. Eski yıldızların MLS’yi tercih etmesinin başlıca nedenlerine bakacak olursak; kazanacakları yüksek ücretlerin yanında yüksek yaşam kalitesinin de önemi büyük. Çin, Arap ülkeleri ve Rusya gibi liglerde de MLS gibi büyük paralar dönüyor ama bir yıldız için oralarda yaşamakla ABD'de yaşamak mukayese bile edilemez. Biz de bu yazımızda kariyerinin sonlarında Amerika Ligi'ne transfer olan eski Avrupa yıldızları ve oradaki performanslarından bahsedeceğiz.

David Beckham
       Kristof Kolomb kadar hızlı olmasa da Amerika’yı ilk keşfeden yıldızlardan biri ünlü İngiliz oyuncu David Beckham olmuştu. 2007 yazında, Real Madrid’den Los Angeles Galaxy’e transfer olan yıldız, ilk sezonunda 31 maçta 5 gol atmıştı. 2009 yılının ilk 6 aylık yarısı için Milan’a transfer olduktan sonra kalan 6 ayda da La Galaxy’de forma giyen oyuncu, daha sonra tekrar Milan’ın yolunu tutmuştu. 2010 yılından itibaren düzenli forma giydiği Amerika temsilcisinde 76 maçta 12 gol atmayı başarmıştı. Kariyerin son döneminde Paris Saint-Germain gibi büyük kulüpte de forma giyme şansı bulan yıldız, acaba yakışıklılığı futbolunun önüne geçti mi bilinmez ama futbolun efsanelerinden olduğu inkar edilemez bir gerçek.

Thierry Henry
       Fransız efsanesi de yolu Amerika’ya düşen en büyük yıldızların başında geliyor. Monaco ile başlayan kariyerine, Juventus, Arsenal, Barcelona ile devam eden yıldız, 2010 yazında New York Red Bulls’a transfer olmuştu. İlk sezonunda adapte olma sorunu yaşasa da, çıktığı 37 maçta 13 gol atmıştı ve 2012’nin Ocak ayında simge ismi olduğu eski takımı Arsenal’in yolunu tutmuştu. Orada geçirdiği 3 aylık dönem sonrası, 2012 yılının Nisan ayında New York Red Bulls’a geri dönmüş ve attığı bir gol sonrası yaptığı gol sevinciyle uzun süre gündemden düşmemişti. Bakalım 37 yaşındaki süper yıldız, kariyerini nerede sonlandıracak?

Robbie Keane
       Tam bir Premier lig golcüsü olan İrlandalı, kariyeri boyunca Inter, Leed United, Manchester United, Tottenham, Liverpool, Celtic gibi Avrupa’nın birçok önemli kulübünde forma giydikten sonra Amerika'nın yolunu tutmuş bir isim. İstikrarsız futbolu ile bazen eleştirirse de, kariyerini ve başarılarını kimse inkar edemez.. 2011 yazında oldu. Los Angeles Galaxy’e transfer olan yıldız, ilk sezonunda gol atamayıp, sezonun geri kalanını Aston Villa’da geçirmişti. 2012 yılının Mart ayında Amerika’ya geri dönmesinden sonra çıktığı 17 maçta 9 gol atmayı başarmıştı.

Alessandro Nesta
       Lazio ile başlayan kariyerine 35 milyon Euro bonservis ile transfer olduğu Milan’da devam eden yıldız, burada geçirdiği 10 senelik dönemde başta Şampiyonlar Ligi olmak üzere birçok kupayı kaldırma başarısı yaşadı. Milan’da oynadığı dönemde Playstation oynarken baş parmağını sakatlayıp, takımını 4 hafta yalnız bırakması yıllar sonra bile tebessümle hatırlanacak bir olaydı. 2012 yazının Temmuz ayında MLS'nin Kanadalı ekibi Montreal Impact ile sözleşme imzalayan Nesta, ilk sezonunda 8, ertesi sezonda 24 maçta forma giydikten sonra futbolu bırakmıştı.

Rafael Marquez
       Bir stoperde olması gereken tüm özelliklerin mevcut olduğu Meksikalı, kariyerine ülkesinin Atlas kulübünde başladıktan sonra buradaki üstün oyunuyla Monaco’ya transfer olmuştu. Marquez, Fransız temsilcisiyle geçirdiği 4 sezonun ardından, İspanyol devi Barcelona’ya geçmiş ve Barça ile 7 sezonda 163 maça çıkma şansı bulmuştu. Bu dönemde Puyol ile kurdukları savunma hattı rakip forvetlerin kabusu olmuştu. Barça ile son sezonunda, Türk gazeteleri oyuncunun Türkiye’ye geliyor gibi haberler yapsa da, Meksikalı yıldız 2011 yılında New York Red Bulls’a imzayı attı. Amerika'da 3 sezonda 50 maça çıktıktan sonra Club Leon takımına transfer olarak ülkesine döndü. Pique olmasaydı, Barça’da daha uzun süre oynar mıydı bilinmez ama Meksikalı  tartışmasız son 10 yılın en iyi stoperlerinden biri.

Kenny Miller
       Hem Glasgow Rangers hem de Celtic forması giyen nadir oyunculardan biri olan yıldızın kariyeri başarılarla dolu. Hibernian kulübü ile başlayan kariyerine; Glasgow Rangers, Wolverhampton Wanderers, Derby County, Celtic takımlarıyla devam eden yıldız, bir dönem ülkemizde Bursaspor forması da giymişti. Bursaspor'da iyi bir performans sergiyelip 15 maçta 5 gol atmış ancak ailevi nedenlerden dolayı sezonun yarısında takımdan ayrılarak Cardiff City'nin yolunu tutmuştu. 2012 yazında, Cardiff City’den ülkesine geri dönmesi beklenirken, o rotasını Amerika’ya çevirdi ve MLS'deki bir başka Kanada ekibi Vancouver Whitecaps’a imza attı. MLS'de 36 maçta 10 gol atmayı başaran İskoç golcü bakalım kariyerini nerede noktalayacak.

Marco Di Vaio
       İtalyan golcü ile kısa pantolonlarla gezdiğimiz 90’lı yıllarda tanımıştık. Lazio, Juventus, Parma, Monaco, Valencia gibi birçok önemli kulüpte forma giyen İtalyan golcü kariyeri boyunca 200’e yakın gol atmayı başardı. 2012 yazında hemşehrisi Nesta ile birlikte Montreal Impact’a transfer olan 1976 doğumlu golcü burada da başarılı performansına devam etti ve 54 maçta 27 gol atmayı başardı. Halen MLS'de Montreal forması giyen 37 yaşındaki golcü, çok takım değiştirmeseydi kariyeri daha farklı olur muydu bilinmez ama o hala yaşayan efsanelerden biri.

Torsten Frings
       Uzun yıllar formasını giydiği Werder Bremen'in sembol isimlerinden biri olan Frings, 2006 Dünya Kupası'ndaki başarılı performansıyla 30 yaşında kariyerinin zirvesine çıkmıştı adeta. Futbola Alemannia Aachen’da başlayan defansif orta saha oyuncusu Werder Bremen dışında Borussia Dortmund ve Bayer Münich'te de forma giymişti. 2011 yazında Toronto F.C ile anlaşan Alman oyuncu, burada 2 yılda 36 maça çıktıktan sonra futbol kariyerine son vermişti.

Hazırlayan: Ümit ŞENGÜN

Yorum Gönder

 
Top