0
Unutursak Kalbimiz Kurusun!
       Her ne kadar iklimsel değişiklikler nedeniyle güneş o kavurucu sımsıcak yüzünü geri çevirmemiş olsa da damar damar yaprakların taba, kavun ve sarıya çaldığı, ağaçların kestane rengi dallarıyla vedalaştığı mevsim olan sonbahar artık geldi çattı. Yakın tarihimize göz atacak olursak; sıcağın hüküm sürdüğü mevsimden soğuk olanına geçişinde köprü vazifesi gören güz mevsiminin ilk basamağı olan eylül ayı, toplumumuzda uzun süre kapanmayacak yaralara neden olan olayların vuku bulduğu ay olarak karşımıza her daim dikiliveriyor.

       Tarih yaprakları 1967'yi, aylardan eylülü, günlerden 17'yi gösteriyordu; futbol tarihimizin en hazin müsabakasında Kayserispor ile Sivasspor başrolü paylaşıyordu. 1959'da kurulan Milli Lig, yalnızca üç büyük ilde oynanıyordu. 1961'de federasyon başkanlığını koltuğuna oturan Orhan Şeref Apak, futbolu üç büyük ilin tekelinden çıkarıp futbolun tutkusunu ülke çapına yaymak istiyordu. Apak ilk mevyelerini 1963'de kurulan 2.Lig ile alacaktı. Daha sonra bir çok vilayet, en az 2-3 amatör takımını tek çatı altında toplayıp kentlerini temsil edecek takımları kuracaktı; Kayseri ve Sivas da bunlardan ikisiydi. Bu iki Orta Anadolu kenti olaya salt sportif açıdan bakmamış, bu olayın sosyokültürel ve iktisadi açıdan illerine kazançlar sağlayacağı konusunda fikir birliğine varmışlardı.

       Bu vesileyle ilk girişimi Kayserililer yapacak; Erciyes,Orta Anadolu ve Sanayi kulüpleri tek bir bayrak altına girip 1 Temmuz 1966'da Kayserispor'u teşkil edecekti. Kayseri'nin tesis ve altyapı hazırlıklarını yeterli bulan Apak, sarı-kırmızılıların 2.Lig'e alınacağını müjdeleckti. Komşu il Sivas da boş durmayıp kolları sıvar ve Mayıs 1967'de hazırlıklar tamamlanır; ancak heyetiyle şehre gelen Apak, Sivas'ın altyapısını yeterli bulmaz. Yiğidolar pes etmez ve kırmızı-beyazlıların yönetiminde bulunanlar, dönemin Spor Bakanı Kamil Ocak ile görüşür. Hattâ dönemin Sivas milletvekili Rıfat Öçten de Süleyman Demirel'e, Sivasspor'un 2.Lig'e alınmaması durumunda oy vermeyeceklerini söyler. Öte yandan 1.Lig'den düşürülen Şekerspor idare mahkemesine açtığı davayı kazanıp tekrar 1.Lig'e alınır. Bunun üzerine Demirel, Apak'a talimat verip Şekerspor'dan boşalan yerin Sivasspor ile doldurulmasını ister ve Sivasspor 2.Lig'deki yerini alır.

       İki takımın yolları Beyaz Grup'ta kesişir; ancak 1965'teki Sivas Sümerspor-Kayseri Şekerspor ve 1966'taki Kayseri Havagücü-Sivas Sümerspor müsabakalarında çıkan ve birçok insanın yaralanmasına, hattâ bir kişinin bacağını kırılmasına kadar varacak bu üzücü olaylar, yaşanacak facianın habercisiydi adeta.

       Aynı zamanda iki takım arasındaki ilk resmi müsabaka niteliği taşıyan bu mücedeleyi 5.000 Sivaslı, 16.000 Kayserili izliyordu. Kayserisporlu Oktay Aktan'ın 20.dakikada attığı gol, tribünlerdeki sürtüşmenin hektarlık orman yangınına dönüvermesine yetiyordu: Rivayete göre gole sevinen Kayserili çocuklara karşı Sivaslılar tepki gösterir ve onları taş yağmuruna tutar. Telaşa kapılan seyirciler kaçışmaya başlar ve maalesef iki çocuk yaşanan izdiham yüzünden ezilerek ölür. Bunun üzerine evsahibi Kayserililer, karşı taarruza geçip konuk Sivaslılara taş ve sopalarla saldırır. Bu sefer Sivaslılar kaçışmaya başlar ve kapılara hucüm ederler. Maalesef facianın boyutu daha da acı olur ve 38 Sivaslı havasızlıktan ve sıkışmadan ötürü hayatını kaybeder.

        Sivaslılar hırslarını alamayıp Kayserililerin araçlarını yağma ederler. Kayseri Emniyet Müdürü'nün "Sivaslı taraftarlar 1-0'lık yenilgiyi hazmedemediği için ve maçı tehir etmek maksadıyla bu hadiseyi çıkardı" deme densizliği ile Sivas Valisi'nin "Ölülerimizi almaya geldik; Sivaslılar ölülerini bekliyor" şeklindeki tahrik edici konuşması olayın tuzu biberi olur. Bu facia, Sivas'ta yaşayan Kayserilileri de zor durumda bırakmış, onlara ait birçok işletme ya yağmalanmış ya da ateşe verilmişti. Olaylar sırasında, kereste tüccarlığıyla geçimi sağlayan Zeki Doğmuş adlı bir vatandaş, dükkanının bitişiğindeki Kayserili bir esnafın yağmalanması sonucu telaşa kapılıp olay yerinden kaçarken kalp krizi geçirmiş ve hayatını kaybetmişti. Hattâ dönemin Sağlık Bakanı Vedat Ali Özkan da sırf Kayserili olduğu için Sivas'a gidemedi.

       Yaşanan bunca felakete en duyarlı ve acıklı açıklamayı Oktay Aktan yapar: "Keşke ayağım kırılsaydı da o golü atmasaydım. Dün gece uyuyamadım; gözlerimin önüne insanların hâli gelince ağlamadan edemedim. Keşke yenilseydik de bu olaylar çıkmasaydı."

       Zaten bu müsabakadan sonra kaldırılması bile gündeme gelen 2.Lig yalnızca 1 hafta ertelenir. İki takım da hükmen yenik sayılıp saha kapatma cezası alır. Olaylı maçın rövanşı 9 Mart 1968'de Ankara 19 Mayıs Stadı'nda oynanır; neyseki korkulan olmaz ve maç olaysız bir şekilde başladığı gibi sona erer. Felaketin unutulması ve benzeri yaşanmaması için iki takım birbiriyle 22 yıl karşı karşıya getirilmedi. 9 Aralık 1990 tarihinde Sivas 4 Eylül'e bir puan mücadelesinden ziyade dostluk mesajları çerçevesinde çıkılır ve olay kapanır..

       Şu bir gerçek ki; bu elemli karşılaşma, bozuk temeller üzerine şekillendirilmiş siyasi ve idari çekişmelerin, vurdumduymazlığın ceremesini halkın canı ve kanıyla ödemek zorunda kaldığı bir olay olarak tarihe geçti. "Allah bir daha böyle bir acı yaşatmasın" diyeceğim de sözde spor yazarları ve kulüp başkanlarının Allah'ın her günü yaptıkları, tahrik kokan ve zehir saçan açıklamalarına baktıkça benzeri durumla karşılaşılmayacağından korkmuyor değilim...

Hazırlayan: Erkan ADAY

Yorum Gönder

 
Top