1 2 3 4 5 6

16 Ekim 2014 Perşembe

KKTC Süper Lig Panorama (3.Hafta)


Haftanın Takımı: Magusa Türk Gücü
         Küçük Kaymaklı ve Mormenekşe randevularının son dakikalarında yediği gollerle sahadan yenik ayrılan Mağusa, 2-1 geriye düştüğü mücadelede Gönyelispor'u 3-2 yenerek şeytanın bacağını kırdı ve puan cetvelinde 13.sıradan 9.sıraya tırmandı. İşin ilginç olan tarafı, Gargalar'a galibiyeti getiren gollerin 89. ve 90.dakikada gelmesiydi.Sarı-yeşillilerin genç forveti Uğur Naci Gök bu müsabakada hat-trick yaparak galibiyetin mimarı olurken, bu sezon ilk kez rakip fileleri sarsmayı başardı. Haftanın Futbolcusu ise Lefke Türk Spor formasıyla 1 gol atıp 2 asist yapan Kasım Tağman oldu.

Genel Bakış
       K-Pet Süper Lig'in 3.haftasında oynanan 7 müsabakada toplam 18 gol kaydedildi. Böylece ligin ilk 3 haftasında atılan gol sayısı 59'a yükselmiş oldu. Ayrıca bu hafta rakip sahadan utkuyla ayrılan takımın sayısının da 5 olması dikkatlerden kaçmazken,Gençlerbirliğililerin buluşmasında Larnaka'yı 1-0 yenen Serdarlı hem kendi sahasında kazanan tek takım oldu hem de bu sezon ilk kez 3 puanı kesesine indirmenin sevincini yaşadı. Mormenekşe deplasmanından 0-0 ile dönen "Forest" Küçük Kaymaklı bu sezon ilk kez puan kaybetti.11 Ekim'de oynanması gereken fakat kötü hava koşulları nedeniyle düne ertelenen Çetinkaya-Yenicami müsabakasında Karakartallar, rakibini 3-1 yenerek ikinci sıradaki yerini korurken; "Efsane" Çetinkaya bu haftayı da puansız kapattı. Sarı-kırmızılılar ligde puanı bulunmayan tek takım konumunda...





Hazırlayan: Erkan Aday

16.10.2014 İddaa Tahminleri

Euroleague İddaa Kuponu

15 Ekim 2014 Çarşamba

Bir Alt Yapı Ürünü Olarak Malmö

       2006 ile 2009 yılları arasındaki 4 sezonda 6 ile 9.sıralar arasında gidip gelen bir takımdı Malmö. 2004’de şampiyon olan takım o dönemde yeni bir stadyum kararı alınca mali açıdan fazlasıyla zorlu bir döneme girdi. Tabii o kararı almak yetmiyor, işin farklı boyutları var. O boyutların tamamlanması 2007 senesini buldu. Gerek takımın bu yükün altından kalkmasının kolay olmaması, gerekse ülke – futbol paralelinde ortaya çıkan tablo.. Nisan 2009’da stadyum açıldığında ise yepyeni bir takım oldu Skane ekibi.

       2010’un Şubat ayında başkan değişti, kulüp 100. yılını kutladı, Nisan ayında Malmö Stadion’dan Swedbank Stadion’a geçiş yapıldı ve rüya gibi geçecek 4 yılın ilk adımları atılmış oldu. O sezonu yeni stadyumunda, yeni başkanıyla şampiyon tamamlayan takımın başında şimdilerde İsveç U17 takımını çalıştıran ve 2011 yılında takımı bırakıp Kopenhag’a gidecek olan Roland Nilsson vardı.

       Şimdi Roy Hodgson’lı Malmö’yü falan anlatmadan nerelere geldin hemen diyenler olabilir ama hem uzak bir dönem Hodgson’un dönemi hem de ben takipte olduğum yakın zamana daha fazla hakim olduğumdan böyle bir girizgah yapayım dedim. Pek tabii ki sahanın dışında yaşananlarla saha içinde bazı aşamaları geçti Malmö ama saha içinde de fazlasıyla değişim oldu...

       Filip Helander, Amin Nazari, Simon Kroon, Erdal Rakip, Andreas Blomqvist, Pawel Cibicki, Pa Konate, Petar Petrovic, Jasmin Sudic, Dardan Rexhepi gibi alt yapıdan A takıma kazandırılan gençler. Robin Olsen, Simon Thern, Tokelo Rantie, Mathias Ranegie, Miiko Albornoz, Emil Forsberg, Erik Johansson, Magnus Eriksson, Johan Hammar, Jimmy Durmaz, Jiloan Hamad, Markus Rosenberg, Isaac Thelin, Anton Tinnerholm, Enoh Adu gibi ya bedavaya ya da cüz-i miktarlara takıma katılan oyuncular. Değeri bulanı hiçbir zaman elinde tutmadı yönetim. Daniel Larsson, Guillermo Molins, Jiloan Hamad, Jimmy Durmaz, Miiko Albornoz, Tokelo Rantie vs. Hiçbiri vazgeçilmez olarak görülmeyip gönderildi. Yerlerine gelenlere soru işareti koydukça biz, onlar bizi yanılttı...

       Çok basit bir örnekle açıklayayım Malmö’nün bu işi ne kadar iyi yaptığını. Şu an kadroda yer alan 15 isim zaten bu takımın alt yapısından yetişme. Bazısı döndü dolaştı geldi kadroya, kimisi A takımla antrenmanlara çıkıyor, kimisi kadroda şans buluyor, kimisi 11’in vazgeçilmezi ama oradalar bir şekilde.

       Markus Rosenberg, Agon Mehmeti, Amin Nazari, Filip Helander, Simon Kroon, Pa Konate, Petar Petrovic, Sixten Mohlin, Erdal Rakip, Pawel Cibicki, Johan Hammar, Guillermo Molins, Robin Olsen, Alexander Blomqvist, Piotr Johansson. Bahsettiğim isimler bunlar. Nasıl oluyor peki bu diye soruyor olabilirsiniz. Biraz uzun olacak ama meraklısına Malmö’nün alt yapısından bahsetmek istiyorum. Konuyu böyle bağlayalım...

       9-15 yaş arası gençleri alt yapısına kabul eden bir takım Malmö. Daha küçük yaşlar için yapılanı pek futbol eğitimi olarak tanımlayamayız. Buraya gelen çocuklar umutlu çünkü önlerinde fazlasıyla pozitif örnekler var. Biliyorlar iyi durumda olurlarsa A takıma çıkabileceklerini. Biliyorlar bir gün o Avrupa kokusunu yakından alacaklarını. 2 sene önce Gençlerbirliği’ne gönderilen Jimmy Durmaz da bugün İsveç A milli takımında, onun yerine Malmö’ye transfer edilen Emil Forsberg de. Zlatan’ın nereden nereye geldiğini de biliyorsunuzdur. Varın gerisini siz düşünün.

       Hedef şu alt yapıda; Üretmek! Kendi ağızlarıyla bir yayın haline getirdikleri kitapta söylüyorlar bunu. Her sezon alt yapıdan en az 2 iki ismi A takıma çıkarmak hedef. U19 ve U17 kategorilerinde İsveç şampiyonu olmak hedef. Alt yapıda her maçı kazanmak hedef. Hedef her genci maksimum potansiyeline ulaştırmak...

       Eğitim programları var, aile ile ortak hareket var, okullar, sponsorlar ve diğer paydaşlarla ortak hareket var. Futbol eğitiminin her adımını Malmö’de öğrenmek var. Müfredatı sadece sosyal hayat eğitimi üzerinden oluşturmamak var. Futbol eğitimi ile hayatın eğitimini aynı anda vermek var. Bizde olmayan çoğu şey Malmö alt yapısında var kısacası... Tam potansiyele erişmenin neşeli bir toplum ve antrenmanlardan geçtiğini de büyük harflerle yazıyorlar. Hani  söyleyeyim dedim...

       Dil eğitimini bile kendisi veriyor takım alt yapıda. İşini iyi yapan antrenörler var tabii bunun için. Burada bildiğimiz gibi değil antrenör olmak. 11 yaş altında, 12 yaş altında, 15 yaş altında, 17 yaş altında, 19 yaş altında görev alabilmeniz için farklı diplomalara sahip olup, farklı aşamalardan geçmeniz gerek. Olay şu;

5-8 yaş arası futbol okulu,

9-11 yaş arası 7 kişilik futbol takımları,

12-15 yaş elit futbol yani 11 kişilik futbol takımları...

       Bundan sonrası ise tamamen profesyonel futbola yönelik hazırlıklarla geçiyor. Futbol eğitimini ise genel anlamda 3’e ayırıyor takım alt yapıda. Teknik, taktik ve fiziksel-mental antrenmanlar...

       Yahu yazmak istemiyorum ama adamlar ‘Neden antrenman yapmak zorundayız’ ın bile cevabını arıyor alt yapıda. Ülkemizin en iyi sağ bekinin en kötü huyu olarak antrenman yapmaması gösterilirken biz ne hedefinden bahsediyoruz Allah aşkına? Neyse...

       Takım önemli ama uzun vadede amaç bireyden faydalanmak. Alt yapıda 3 anahtar kelime var antrenmanlarda; Glädje, Utmanande, Lyckas. Yani; Mutluluk, Mücadele ve Başarı...

5-8 yaş arası öğretilenler;
Taktik olarak;
Teknik ve top kontrolü, basit egzersizler, eğlenmeye yönelik aktiviteler, bireysel öğretiler.

Teknik olarak;
Pas, şut, top sürme ve benzeri şeyler.

Mental olarak;
Yaptığı işten mutlu olma ve çevreye karşı var olan sorumlulukların bilincinde olma...

9-11 yaş;
Taktik olarak;
Teknik ve top kontrolü, basit egzersizler, hücum yaparken nasıl bir anlayışta olunacağı, eğlenceye yönelik aktiviteler ve bireysel antrenmanlar.

Teknik olarak;
Pas, top sürme, şut, top çalma ve benzeri direktifler.

Oyun içi taktik olarak;
Mesafe, genişlik, derinlik.

Mental olarak;
Takım oyunu, konsantrasyon ve yaptığı işten mutlu olma ve çevreye karşı var olan sorumlulukların bilincinde olma...

12-13 yaş;
Taktik olarak;
Top kontrolü, hücumda ve savunmada nasıl hareket edileceği, koordinasyonu ve kişisel beceriyi geliştirme adına egzersizler.

Teknik olarak;
Pas, top sürme, dripling, şut, kaleci yetiştiriciliği.

Ofansif olarak;
Duvar oyunları, mücadele ve benzeri ofansif detaylar.

Oyun içi taktik olarak;
Mesafe, genişlik, derinlik ve oyunun gerek yukardan aşağıya gerekse sağdan sola yönünü değiştirebilme.

Defansif oyun taktiği olarak;
Markaj, pres, müdahale, savunmanın esasları ve benzeri defansif yükümlülükler.

Mental olarak;
Takım oyunu, iletişim, artan sorumlulukların bilinci ve beslenme ile dinlenmeye yönelik bilgi aktarımı.

14-15 yaş;
Taktik olarak;
Top kontrolü, hücumda ve savunmada nasıl hareket edileceği, dayanıklılık, hız ve benzeri taktik bilgiler.

Teknik olarak;
Pas, top sürme, dripling, şut, top kontrolü, pres, markaj, mücadele, kapılan topun kullanımı.

Ofansif olarak;
Duvar oyunları, mücadele, kanat bindirmeleri, markajdan kurtulma, alternatif pas olanağı, çapraz koşular, kontra atak.

Oyun içi taktik olarak;
Mesafe, genişlik, derinlik, topla tam ve yarım dönüşler, risk alma, yerleşim.

Defansif olarak;
Savunma, markaj, top kapma, yerleşim.

Kollektif olarak;
Oyunu merkezden ve kanatlardan oynama, yüksek ve alçak savunma oyunu.

Mental olarak;
Takım oyunu, bireysel oyun, sorumluluklar, kendi antrenörün olabilme, yeme-içme ve dinlenmeye dair bilgiler, özel ekstra eğitimler, pozisyon eğitimleri, özgüven.

       Dahası tabii ki var. İş bitmiyor burada ama tek bir yazıda bunları anlatıp kafanızı şişirmek istemedim. Kısmet olursa 2. yazımızda da işin diğer taraflarına bakarız. Bu düzen hiçbir yerde yok tezi üzerinden yazmıyorum bunları, sakın yanlış anlaşılmasın. Ülkemizde yok diye yazıyorum. Bu sene tarihinde ilk kez Şampiyonlar Ligi’ne katılan Malmö’nün geldiği noktanın sürpriz olmadığını göstermek için yazıyorum. Beğenmediğimiz İsveç futbolunda bile bazı takımların belli bir program dahilinde bu işi yaptığını anlatabilmek için yazıyorum. Yazıyorum, yazıyoruz, yazıyorsunuz da, dinleyen kim. Bir kulağından girip, bir kulağından çıkıyor bizimkilerin. Sonra oturuyorlar koltuğa, kalkmak falan hak getire. Selametle...

Hazırlayan: Emrah ÇETİN
Transfer Merkezi İsveç Temsilicisi

İnceleme: İlk 5 Haftada PTT 1.Lig

       PTT 1.Lig bu sezon daha zevkli ve daha zorlu bir lig olarak başladı. Sezon başında sitemizde 18 takımın kadro yapısını arkadaşlarımızla birlikte ele almıştık. Ayrıca sezon başlamadan kendi görüşlerimle takımları değerlendirmiştim. Bu değerlendirmemi üç ana başlık altında yazmıştım. Bu grupları ‘’Zirve Adayları, Sürpriz Yapabilecekler ve Sıkıntı Yaşayacaklar’’ diye isimlendirmiştik. İlk beş haftada gerek performans olarak gerek sıralama olarak yazdığımızın çoğu gerçekleşse de bizleri şaşırtan sonuçlar da olmadı değil. Şimdi kısa kısa başlıklarla önemli olayları değerlendireceğiz.

Gaziantep Büyükşehir Belediyespor sıkıntılı...
       Sezona başlarken takımın başına Nurullah Sağlam’ı getiren Antep temsilcisi, yaptığı transferlerle hedefinin Süper Lig olduğunu açık açık gösteriyordu. Shola Ameobi gibi Premier Lig’de yıllarca top koşturan forveti takımına kazandıran Gaziantep BBSK, ayrıca Süper Lig’de forma giymiş Sertan Vardar, Köksal Yedek, Çağdaş Atan, İbrahim Kaş, İlker Avcıbay gibi tecrübeli isimleri de takımına kazandırdı. İlk 5 haftada galibiyet alamayan Gaziantep Büyükşehir Belediyespor’un bundan sonra alacağı sonuçlar çok önemli olacak. İlginç bir istatistik de göze çarpıyor; Gaziantep Büyükşehir Belediyespor oynadığı ilk 5 maçta ilk yarılardaki sonuçlara göre 2 galibiyet 2 beraberlik alması 1 mağlubiyet alması gerekirken, 4 beraberlik 1 mağlubiyet alması takımın skoru koruyamadığını gösteriyor. Takımın skoru koruyamamasındaki en büyük sebep büyük ihtimalle kadronun fazla yaşlı olması ve kondisyon yetersizliği. Nurullah Sağlam’ın bundan sonraki süreçlerde bu sıkıntılara önlem alıp takımı yavaş yavaş üst sıralara taşıyacağını düşünüyorum. Gaziantep Büyükşehir Belediyespor, ilk yarının sonuna kadar en az seviyede puan kaybetmeli ve devre arasındaki transfer sürecini iyi geçirmelidir.

Albimo Alanyaspor fırtınası...
       Sezon başı yazdığımda Alanyaspor’u geçen sezonun Balıkesirspor’a benzettiğimi belirtmiştim. İlk beş haftada alınan sonuçla şu anda üst sıralardalar. Sezon başı birçok kişi Alanyaspor’u düşme adayı gösterse de Mehmet Altıparmak üst lige çıkma düşüncesi içindeydi ve ilk beş haftayı iyi geçirdiler. Alanyaspor şampiyon kadronun önemli isimlerini kadroda tuttu ama bu isimleri yedek kulübesine mahkum etmedi. 5 maçın 5’inde de maça ilk 11 çıkan oyunculardan 6’sının geçen seneki şampiyon kadronun oyuncuları olması istikrarın sonucu olsa gerek. Koray Çölgeçen, Kerem Gülbahar, Timuçin Aşçıgil, Efecan Karaca, Emre Akbaba, Haydar Yılmaz gibi isimlerden bu ligde uzun süredir oynamayan isimler bile var. Takımın forveti Ayite lige hızlı bir giriş yaptı. 5 maçta 4 gole imza atan oyuncu bir kere de kırmızı kart gördü. İlerleyen haftalarda disiplinden kopmaz ve bu uyumunu devam ettirirse performansıyla Süper Lig’e göz kırpacaktır.

Hoca ayrılıkları...
       Ligde hoca ayrılıkları ilk haftalardan itibaren başladı bile. Kayserispor, Mutlu Topçu ile yolları ayırırken, Orduspor ise Fikret Yılmaz birlikteliği de erken bitti. Orduspor geçen sezon gerçekleşen başarının en büyük pay sahibi Erkan Sözeri ile yeniden anlaştı. Erkan hoca, transferleri kendi yapmadı ama takımın çoğunu tanıyor, bu Orduspor için avantaja dönebilir. (Yazı hazırlandığı sırada Orduspor'da teknik direktör Erkan Sözeri istifa etti. Takımın yeni teknik direktörü Sebahattin Akbayrak oldu.) Kayserispor’da Mutlu hoca ile anlaşılması bence başlı başına hataydı. Yanlış anlaşılmasın hocaya yüklenmek değil amacım ama öyle bir kadro varken Ertuğrul Sağlam’ın yardımcılığını yapmış, PTT 1.Lig’de görev almamış, bu ligi fazla tanımayan bir hocayla anlaşılması yanlıştı. Milli ara geldi geçti ama hala bir hocayla anlaşma sağlayamadı Kayserispor. Kayserispor hoca tercihi benim kanaatim bu ligi yakından tanıyan, iyi bilen Uğur Tütüneker, Metin Diyadin, Hakan Kutlu gibi başarıya aç ama camiacı hocalar olmalı. Kayserispor’un kimi tercih edeceğini zaman gösterecek.

Galibiyetle tanışamadılar!
       Gaziantep Büyükşehir Belediyespor gibi, ligde galibiyetle tanışamayan 2 takım daha var. Altınordu ve Giresunspor beraberliğe abone oldular. Bu iki takımın da 4 puanı var. En ilginç ayrıntı ise Altınordu ve Giresunspor’un ligin en az gol atan ve en az gol yiyen takımları olması. İlk beş haftada alınan dört beraberliği buna bağlayabiliriz aslında. En kısa sürede iki takımında galibiyet alması gerekiyor yoksa iki takım da ilerleyen haftalarda stresli günler yaşayacaktır.

Gençler fena geliyor...
       Her sene milli takımın alt yaş kategorilerine oyuncu gönderen ligimiz bu seneye de güzel başladı. Yepyeni gençleri izleme fırsatı buluyoruz. Elazığspor’dan Ömer Yıldız, Samsunspor’dan Doğan Erdoğan, Şanlıurfaspor’dan Kubilay Sönmez, Manisaspor’da kiralık forma giyen Gökhan Sazdağı, Alanyaspor’dan Ahmet Özer, Osmanlıspor’da Tugay Kaçar ve birçoğu. Gençlere şans veren tüm teknik direktörlere teşekkür ediyorum. Süper Lig takımlarının scout ekipleri var deniliyor ama scout ekiplerinin bu çocukları görmesi için bu çocukları birilerinin, menajerlerin gözüne sokması lazım. PTT 1.Lig maçlarını izlemeleri tavsiye ederim.

       PTT 1.Lig’in ilk beş haftasındaki bazı gelişmeleri sizlere elimizden geldiğince anlatalım dedik. İlerleyen süreçlerde daha çok şeyler değişir bu ligde. Anadolu futbolunun zirve yaptığı lig olan PTT 1.Lig’i izlemenizi önerir, keyifli okumalar dilerim.

Hazırlayan: Hüseyin KARABACAK

Adana Derbisi

       İskoç futbol efsanesi Graeme Souness ''Hayat hakkında bilmeniz gereken her şey Baba filminde vardır, futbol hakkında bilmeniz gerekenler ise bir derbide saklıdır.'' derken bence hiç abartmamış ve doğruyu söylemiştir. Çünkü derbilerde futbolun içindeki her türlü şey yaşanır. Kırmızı kartlar, agresif oyunlar, her iki tarafın da genellikle hücum oynaması, efsanevi goller, geri dönüşler ve daha fazlasını verir bize derbiler.

       Şimdi ele alacağımız derbi ise diğer derbilerden çok farklı bir derbi, çünkü bu derbide rakip taraftarlar aynı evin insanları. Bu derbide iki takımı hiç bir siyasi olay ve belli alan ayırmıyor. Mesela Liverpool-Manchester United derbisi sanayi devriminden beri süregelen ve futbolun önüne geçen bir derbidir, Bunlara benzer olarak Celtic-Rangers, Kızılyıldız-Partizan gibi maçlarda da siyasi olaylar derbinin önüne geçer. Göztepe-Karşıyaka, Fenerbahçe-Galatasaray gibi derbilerde ise takımları semtler ya da belli bir alan ayırıyor.

       Ama Adana derbisinde böyle bir durum söz konusu değil. Adanaspor da Adana Demirspor da ikisi de Adana ekibi, ikisinin de şehrin her yerinden hatta aynı evden taraftarları var. Demirsporlular kendilerinihalkın takımı olarak niteler ve Adanaspor'un zenginlerin takımı olduğunu iddia eder senelerdir. Ama buna rağmen bu derbide aynı evin insanları, baba-oğul, abi-kardeş arasına tatlı bir rekabet girer. Esnaflar, okuldaki öğrenciler, aynı şirkette çalışanlar arasında da derbi haftası fena bir çekişme olur. Adana derbisi hep çekişmeli geçmiştir ancak son yıllarda öyle bir olay yaşandı ki bu çekişme bambaşka bir boyut kazandı. Adanaspor'u Uzan'lar aldı ve 5 Ocak Stadyumu'nda senelerdir bulunan ''Biz Kardeşik'' yazısını kaldırdılar, 5 Ocak Stadı'nı Adanaspor'a aldılar ve Adana Demirspor'u stada almadılar bu gelişen olaylarda ve Uzanların arkasından giden Adanasporluların Demirspor'a cephe almaları da Adana Derbisine bambaşka bir boyut getirmiştir.

       Adana derbisi iki tarafa göre mavi ve turuncu'nun çekişmesine de sebep olmuştur. Demirsporluların çoğunun turuncu otobüse bile binmemesi bu duruma en belirgin örnektir. Adana Demirspor 1940 yılında Demiryolu işçileri tarafından kurulmuştur. 1954 yılında kurulan Adanaspor ise, Adana Demirspor'un şehrin rantını üstüne aldığını vurgulayan Adanalılar tarafından kurulmuştur. Adana derbisi endüstriyel futbola karşı da oluşan bir derbidir, iki takım taraftarı da maç sabahı stadın önüne geçerler, ciğer, kebap yiyerek maça hazırlanır ve günümüzde pek de görmediğimiz güzellikleri gözler önüne sererler. Aynı evden çıkmış iki kişi ayrı tribünlerde birbirine rakip olur ve maç skorundan ''Biz sizden daha iyi bağırdık.'' durumuna kadar aralarında müthiş bir çekişme olur. Son yıllarda derbinin tek kötü tarafı ise iki takım taraftarının yarı yarıya stadı paylaşmaması olmuştur. Buna sebep olanlar ise futbolu yanlış yönetenler ve siyasilerdir. Eskilerden beri derbilerde stad yarı yarıya olurken şimdilerde bu durum taraftarların çok istemesine rağmen öyle olmuyor. Pazar 18.30'da oynanacak maçta dileriz dostluk galip gelir, olaysız bir şekilde Adana'ya yakışan bir derbi olur.

Hazırlayan: Uğur YILMAZ

15.10.2014 İddaa Tahminleri

14 Ekim 2014 Salı

Anket: Derbiyi kim kazanır?

Röportaj: Uğur Çiftçi (Gençlerbirliği)

        Transfer Merkezi dergisinin bugünkü konuğu Gençlerbirliği'nin yetenekli oyuncusu Uğur Çiftçi. 1992 doğumlu sol bek, Gençlerbirliği'ndeki başarılı performansıyla A Milli takıma kadar yükseldi. Uğur ile kariyerini ve hedeflerini konuştuk.

Merhabalar Uğur, bizlere futbola başlama öykünü anlatır mısın?
       Futbol yaşantıma Gençlerbirliği altyapı takımında başladım. 10 seneye yakın Gençlerbirliği altyapısında forma giydim ve daha sonra hedefim olan Gençlerbirliği A takımına yükseldim. Sonrasında tecrübe edinmem için Hacettepe takımında kiralık oynadım. 2013 sezonundan itibaren Gençlerbirliği takımına geri döndüm ve halen formasını giymeye devam ediyorum.

Altyapıda hangi hocalarla çalıştın, sana en çok emeği geçen teknik adam kimlerdi?
       En çok emeği geçen Fatih Arıcı'dır. Devamında ise Aykın Demir, Kahraman Karataş ve Tarık Daşgün hocalarımın da bana katkılarını söylemeden geçemeyeceğim.

Kiralık olarak forma giydiğin Hacettepe'de oynamayı sen mi seçtin yoksa kulübün tercihi miydi?
       A takıma çıktıktan sonra maç oynayıp tecrübe edinmem için Hacettepe takımını tercih ettim. Birçok takımdan teklif almıştım fakat Gençlerbirliği ailesinden ayrılmak istemedim, camianın her zaman önünde olmak istedim. Hacettepe takımında 2 sezon kiralık forma giydim.

Alt liglerdeki performansınla Süper Lig'e geri dönmek ve A takımda direkt oynamak kolay bir şey değil. Bunu başarmış olmak nasıl bir duygu?
       Öncelikle çok mutlu olduğumu söyleyebilirim fakat burası bizim kulübümüzdü. 10 sene az bir zaman değil. 10 sene alt yapısında forma giydiğim takımda profesyonel anlamda Süper Lig’de yer almak çok önemliydi benim için. Hedefime ulaştığım için tekrardan mutlu olduğumu söylemek istiyorum.

3. Lig'de oynarken bir anda kendini önce Süper Lig'de sonra da A milli takım aday kadrosunda gördün. Gençlerbirliği'nde yakaladığın formla Belarus'la oynanan hazırlık maçında A Milli takım formasını ilk kez sırtına geçirmeyi başardın. Bizlere milli takıma seçilme öncesini ve milli takım atmosferini aktarır mısın?
       A milli takım her futbolcunun yer almak istediği bir yer, benim de hedeflerimin arasında yer alıyordu. Kısa zamanda Fatih hocamın beni kadroya çağırmasıyla hedefime ulaştım. Kadroda yer aldığımı ilk gördüğüm zaman çok heyecanlandım ve mutlu oldum. Orası çok ayrı bir yer. Ülkenizi temsil etmek çok güzel bir duydu, anlatılmaz yaşanır.

Kariyerinde iniş-çıkışlı bir grafik yaşamana rağmen bugün Milli Takım'da olmanı nasıl açıklıyorsun? Bu direnci nasıl gösterdin peki?
       Çok çalışarak. İlk olarak A takımda Metin Diyadin hocam forma şansı verdi. Bu şansı iyi değerlendirdiğimi düşünüyorum ve Fatih Hocamın dikkatini çekerek milli takımda yer almayı başardım.

Seni sen yapan ekip olan Gençlerbirliği takımında bu sezon itibariyle kariyerime devam ettiriyorsun. Kendi adına ve takım adına hedeflerinizden bahsedebilir misin?
       Öncelikle bu sezon için Gençlerbirliği takımında iyi bir sezon geçirmek istiyorum. Sonraki hedeflerim ve planlamalarımın içinde Avrupa’da futbol oynamak yer alıyor.

Kendinle ilgili özeleştiriler yapar mısın? Hangi konularda eksiklerin olduğunu düşünüyorsun?
       Çok eksiğimin olduğunun farkındayım ve onları kapatmak için çok çalışıyorum, çalışmaya da devam edeceğim. Bu açıdan tabi ki özeleştirimi yapmayı ihmal etmiyorum.

Takımda senin gibi çok sayıda genç oyuncu var. Onların bu sezon neler yapabileceğini düşünüyorsun?
       Alt yapıdan çok oyuncuya sahibiz dediğiniz gibi. Bizim alt yapı olarak hedefimiz bu takımı çok iyi yerlere getirmek, çok başarılır olmak. Çok kaliteli genç isimlerle zaman ilerledikçe hedeflerimize ulaşacağımızı düşünüyorum.

Bu sezon Gençlerbirliği'nde birçok karşılaşmada ilk 11'de yer alma başarısını gösterdin. Bu da fiziksel anlamda güçlü olmayı gerektiriyor. Bu konuda nelere dikkat ediyorsun?
       Uykum düzenime, beslenmeme programıma, özel hayatıma cok dikkat ediyorum. Sahada diri ve güçlü kalmak istiyorsanız bunlara uymak zorundasınız. Bunları yaparsanız kendinizi daha verimli hale getirirsiniz.

Taraftarlarınız, dışarıdan görüldüğü kadarıyla sayısı çok olmasa da her durumda size destek olan, lige renk katan bir taraftar proflili. Taraftarınız için sen neler diyebilirsin?
       Onlar bizim için önemli bir güç ifadesini kullanabilirim. Takımlarına her konuda sahip çıkıyorlar ve yenilsek de yensek de desteklerini esirgemiyorlar. Sizlerin aracılığıyla onlara teşekkür etmek istiyorum.

Son olarak boş zamanlarında vaktini nasıl değerlendirdiğini okuyucularımıza aktarır mısın?
       Boş zamanlarımda kitap okumayı seviyorum. Sinema ve tiyatroya gitmek de hobilerimin arasında. Tabi ki ailemle zamanda geçirmek de benim için önemli.

Bu keyifli sohbet ve bize zaman ayırdığın için teşekkürler. Son olarak senin okuyucularımıza iletmek istediğin bir şey var mı?
       Ben sizlere teşekkür ediyorum. Tekrardan görüşmek üzere, iyi yayınlar diliyorum.

Röportaj: Oğuzhan ARSLAN
Bu röportaj TransferMerkez.com tarafından yapılmıştır, tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

13 Ekim 2014 Pazartesi

Röportaj: Raif Demir (İnegölspor)

       Transfer Merkezi dergisinin bugünkü konuğu İnegölspor'un 8 maçta 6 gol atan sol kanat oyuncusu Raif Demir. 2.Lig'de gösterdiği performans ile üst liglerdeki takımların ilgisini çeken Raif ile yaptığımız röportajı hep birlikte okuyalım.

Merhabalar Raif Demir. Bize golcü oyuncu Raif Demir'in kim olduğunu ve futbola nasıl başladığını anlatır mısın?
       Merhabalar. 1988 Orhangazi doğumluyum. Futbola Orhangazi Gençlerbirliği kulübünde başladım. Amatör olarak orada birkaç  yıl oynadım. 16 yaşımdayken şu an İnegölspor altyapı koordinatörü olan İrfan Kaptan hocam aracılığıyla İnegölspor'a transfer oldum. İlk profesyonel imzamı da İnegölspor'da attım.

Geçen sezon birçok Süper Lig takımıyla adın adın sık sık anıldı. Özellikle Bursaspor iddiaları bayağı ciddiydi. Bu kulüplerden transfer teklifi aldığın doğru mu?
       Direkt bana gelen bir teklif olmadı. Ama kulüpler arasında görüşme olduğunu biliyorum.

Bu sezon lige sağlam bir giriş yaptın. Çok iyi bir grafik çiziyorsun ve performansınla göz dolduruyorsun 8 maçta 6 gole ulastın. Bunu neye bağlıyorsun?
       Sezona gerçekten çok iyi hazırlandık. Ayrıca Şaban hocam ve teknik heyetimizin performansımda büyük payının olduğunun düşünüyorum. Ama en büyük pay takım arkadaşlarımın. İnşallah onlar sayesinde daha fazla gole imza atacağım.

Bugüne kadar bir çok teknik direktörle çalışma fırsatı buldun. Senin gelişiminde en çok kimin payı var? 
       Altyapıda oynadığım dönemlerde bana en büyük katkıları İrfan Kaptan ve Hüsnü Canbaz hocalarımın yaptığını söyleyebilirim. İnegölspor'da oynadığım süreçte çalıştığım teknik adamların hepsinin bana katkısı oldu. Ama bu sezon takımımızın başında olan Şaban hocamın bana olan katkısının çok fazla olduğunu düşünüyorum. Gelişimimde payı olan bütün hocalarıma sizin aracılığınızla teşekkür ediyorum.

Geçtiğimiz sezon Türkiye Kupası'nda  Kasımpaşa ve Gaziantepspor gibi Süper Lig takımlarını kupanın dışına ittiniz. Sıradaki turda rakibiniz Karabükspor. Bu maçla ilgili neler söyleyeceksin?
       Geçen sezon çok zor iki takımı eledik. Herkesin bildiği gibi İnegölspor evinde oynadığı zaman rakibine göre daha şanslı olan bir takım. Karabükspor çok güçlü bir takım ama yine biz takım olarak kazanmak için sahaya çıkacağız. Taraftarımızın da desteğiyle inşallah Karabükspor'u kupanın dışına iteceğiz.

Bu sezon her sezon olduğu gibi hedef şampiyonluk. İnegolspor'un şampiyonluk yolunda şansını nasıl görüyorsun?
       Açıkça söylemek gerekirse bu sezon çok güçlü takımlarla aynı guruptayız ; ama biz güçlü bir takımız ve hedefimiz her zaman yukarılar ve şampiyonluk. Bu sezon şampiyon olmayı çok istiyoruz bunun içinde çok çalışıyoruz. Sezon sonunda inşallah şampiyonluğa ulaşacağız ve İnegöllüleri mutlu edeceğiz.

İnegölspor taraftarının sevgilisi konumundasın. Onlar gerçekten seni çok seviyorlar. Onlara bizim aracılığımızla iletmek isteyeceğin bir şey var mı?
       Ben bu sevginin fazlasıyla farkındayım. İnegölspor taraftarı çok büyük bir taraftar. Onları bu sezon şampiyon olarak mutlu etmek istiyoruz onlar gerçekten mutlu olmayı hak ediyorlar. Takım olarak onların desteğini her zaman hissediyoruz. Galibiyette, maglubiyette hep yanımızdalar. Hep yanımızda da olsunlar. Şampiyon olmak istiyorsak onların desteğine her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.

Senin için yeri çok önemli, unutamayacağın maç var mı?
       İnegölspor'da profesyonel olduktan sonra Orhangazi Gençlerbirliği'ne kiralandım. İlk maçımı Orhangazispor'a karşı oynadım. İlk profesyonel maçım olmasından dolayı benim için çok önemlidir.

Peki ya unutamadığın, unutamayacağın golün hangisi?
       Geçen sezon Türkiye Kupası maçında Gaziantepspor ağlarına son dakikada attığım gol.

Örnek aldığın futbolcular kimler?
       Her futbolsever gibi Ronaldo'ları ben de çok seviyorum. Hem Brezilyalısını, hem de Portekizlisini.

Gelecek adına hedeflerin nelerdir?
       Her futbolcu gibi amacım 5 büyük takımdan birinde forma giymek. Oradan da Milli takımımızın formasını onurla taşımak.

İnşallah hedeflerine ulaşırsın Raif. Peki boş zamanlarında neler yapıyorsun? 
       Antrenman ve maçlar dışında kalan boş zamanlarımı genelde aileme ayırıyorum. Onlarla vakit geçirmekten büyük keyif alıyorum.

Bizi soralım bir de sana. Transfer Merkezi'ni takip ediyor musun? 
       Takip ediyorum tabii ki. Transfer haberlerini ve önemli gelişmeleri sizden öğreniyorum. Röportajlarınız oldukça başarılı. Medyamızın en büyük sorunu olan alt ligler ve gençler konusunu es geçmiyorsunuz ve değer veriyorsunuz. Bu konuda size saygı duyuyorum.

Seni sorularımızla biraz bunaltmış olabiliriz Raif. Cevapların için teşekkürler. İnşallah milli forma ile seni izleriz. Sana kariyerinde başarılar diliyoruz. 
       Aksine benim için keyifti. Ben teşekkür ediyorum sizlere. Yayın hayatınızda başarılar.

Röportaj: Emin ÖRNEK
Bu röportaj TransferMerkez.com tarafından yapılmıştır, tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Sarıyer, Birlik ve Beraberlik İçinde…

       Zamanında 16 beraberlikle ligi tamamlayan Ankaraspor’un başkanı Hilmi Gökçınar bir maç çıkışı kendisine beraberlik serisini soran muhabire “Birlik ve beraberlik içinde yolumuza devam ediyoruz!” demişti.

       İstanbul temsilcisi Sarıyer’in 2014-15 sezonu itibarıyla seyrettiği yol da tam anlamıyla “birlik ve beraberlik içinde”. Halihazırda grubunun tek, 2. Lig’in ise iki namağlup takımından birisi. Geride kalan 8 haftada 7 beraberlik ve bir galibiyetle ligde 8. sıraya konuşlanmış durumda.

       Düzyurtspor, Gümüşhanespor ve Gölbaşıspor’la 2-2; Ankaragücü ile 1-1; Pazarspor, Göztepe ve Nazilli Belediyespor’la ise 0-0 berabere kalan Sarıyer’in tek galibiyeti ise 3-0 ile Kırklarelispor karşısında gerçekleşti.

       Geçtiğimiz sezon iki puan farkla kümede kalan Sarıyer, aynı şekilde lige başlamıştı! İlk sekiz haftada yedi beraberlik ve bir galibiyet almasına rağmen kalan maçlarında 12 mağlubiyete engel olamamış, bununla birlikte 6 galibiyet ve 16 beraberlik ile ligi tamamlamıştı. Elbette, grubunun en çok beraberlik gören takımı da olmuştu. Bir önceki sezon da bir puanla kümede kalırken, 13 mağlubiyet almasının yanı sıra 11 beraberlik ve 8 tane de galibiyet elde etmişti.

       Sarıyer bu sezon Türkiye liglerinin beraberlik rekorunu kırabilir; bu durum taraftar içinde daha ligin ilk çeyreği bitmişken bir huzursuzluk yaratsa da Fatih Terim zamanında bu konuya dair net bir demeç vermişti hatırlarsanız: “Yenemiyorsan, yenilme!”

Hazırlayan: Alper KAYA

11 Ekim 2014 Cumartesi

Oyuncu Raporu: Ahmed Hassan "Koka"

Kahire'nin Yeşil Gülü
       5 Mart 1993'te Mısır'ın başkenti Kahire'de dünyaya gelen Hassan, 10 yaşındayken Al Ahly alt yapısına katıldı. Uzun boyu ve güçlü yapısı ile dikkatleri üzerine çeken Koka, 19 yaşına kadar A takıma yükselemedi. Sözleşmesi 2011-12 sezonunda bitti ancak Al Ahly ona profesyonel kontrat önermedi. Avrupa'da birkaç kulübün de ilgisi olunca Hassan Portekiz'in yolunu tuttu ve Rio Ave ile sözleşme imzaladı. İlk sezonunu Rio Ave'nin U19 takımında geçiren Hassan oyununun üstüne koyarak A takıma yükseldi. 2012-13 sezonunda ilk 11 çıktığı 10 maçta 7 gol atan Hassan bu performansı ile göz doldurdu. Ancak geçtiğimiz sezon bekleneni tam anlamıyla veremedi.. İlk 11 çıktığı 18 maçta 3 gol attı ve herkesi hayal kırıklığına uğrattı. Ancak bu sezon adeta yeniden doğdu. Estoril'e karşı oynanan 5-1 kazandıkları maçta hattrick yapan Hassan, Avrupa Ligi elemelerinde de Göteborg deplasmanında 1 gol atmayı başardı.

Güçlü Yönleri
       Bitiricilik: Koka iyi bir bitirici. Son vuruşlarda fena değil. Kaleciyle karşı karşıya iken kaçırdığı pozisyon nadir olur. Ve daha önemli pozisyonları kendini kasmadan rahatça bitirir. Genellikle aşırtma vuruşları tercih eder.

       Havadan oyun: Ahmed Hassan'ın boyunu daha önce söylemeyi unutmuşuz. Ahmed Hassan 1 metre 91 cm. Böyle bir boydaki oyuncunun havadan kötü olması beklenilemez. Fizik olarak da ayağı yere sağlam basan Hassan aynı zamanda güçlü bir oyuncu. 

       Kilit paslar: Ahmed Hassan özünde forvet arkası oynayan bir oyuncu. İlerde bahsedeceğiz. Ve orada oynamasından ötürü biraz da yaratıcı olmak zorunda. Topu aldığı zaman yapılan koşuları iyi bir şekilde görüyor ve attığı paslarla da pozisyon yaratabiliyor.

       Dribbling: Ve son özelliğimize gelelim. Ahmed Hassan çevik bir oyuncu değil. Zaten 1.91cm birinin çevik olmasını bekleyemeyiz ancak dar alanda oldukça etkili. Top ayağındayken tehlikeli bir oyuncu. Ceza sahasında rakip eksiltebiliyor.

Zayıf Yönleri
       Agresiflik: Ahmed Hassan zaman zaman kontrolden çıkabiliyor. Sinirlerine hakim olamayan Hassan'ı doğrudan kırmızı kart görürseniz şaşırmayın.

       Tek yönlülük: Ahmed Hassan forvet ve ya forvet arkası dışında hiç bir pozisyonda oynayamıyor. Kanatlarda son derece etkisiz olan Hassan, oldukça ağır bir oyuncu. 

Mevkii
       Ahmed Hassan bir forvet. Hem tek forvet hem de ikili olarak oynayabiliyor. En etkili hangi pozisyonda oynar derseniz tek forvette daha etkili. Takımın false 9 oynama olasılığı varsa o pozisyonda da etkili olabilir. İkili forvette ise bir hedef santrafor ile arkalı önlü gayet iyi oynayabilir.

Gelecekte ne olur?
       Öncelikle şunu söyleyeyim, Ahmed Hassan'dan beklenen şeyler çok fazla değildi. Hala da değil. Müthiş bir süperstar olması beklenmiyor. Ancak iyi bir forvet olabilir. Bu sezona çok iyi başladı. Böyle devam ederse gol krallığı için en büyük adaylardan. Eğer sezonu iyi bir şekilde bitirirse Sporting, Porto, Benfica gibi kulüplerin yolunu tutabilir. (Özellikle de Sporting) Yurt dışına çıkması şu an için pek de olası gözükmüyor. İleride ise baş altı kulüpler için çok iyi bir forvet olabilir.
Hazırlayan: Altan HALIGÜR

Köşe Yazısı: Manisaspor nerede yanlış yapıyor?

       Manisaspor‘da yıllardan beri süregelen bir sorun var. Yönetimler de teknik adamlar da değişse, Manisaspor‘un hedef belirleme sorunu bir türlü değişmiyor. Geçtiğimiz yönetim ve teknik heyetin yaptığı hedef koyma / belirleme hatalarını şimdiki yönetim ve teknik heyetin de yapması oldukça üzücü.

       Peki Manisaspor‘un bu yılki hedefi ne olmalıdır, başka bir deyişle Manisaspor için doğru hedef nedir? Öncelikle konuyu en genel itibariyle ele alalım. PTT 1.Lig‘de mücadele eden bir takımın 3 tane hedef seçeneği vardır. Ligden direkt olarak yükselmek yani birinci ve ikinci sırada yer almak, playy off oynamak yani 3, 4, 5 ve 6. sıralar için mücadele etmek ve son olarak ligde kalmak. Manisaspor yönetimi ve teknik heyeti  açısından üzücü olan durum ise 3 tane hedef seçeneği içinde takıma en uygun olmayan hedefi koyabilme başarısını  göstermek oldu. Transfer sezonu boyunca ve ligin ilk haftalarında hem başkanın hem de hocanın biz direkt olarak bu ligden çıkacağız şeklinde beyanat vermeleri Manisaspor‘a hiçbir şey kazandırmaz, -ki kazandırmadı da. Manisaspor camiası tıpkı her hatayı olduğu gibi bunu da yaşayarak gördü. Tıpkı daha önceki hatalar gibi.

       Biz konumuza geri dönelim. Manisaspor için bu yıl hedef ilk 6. sırada yer alabilmek olmalıdır. Altını çizerek söylemek de yarar var, ilk 6 içinde yer almak değil sadece 6. sırada yer almaya oynamak Manisaspor‘un yapısına en uygun olanıdır. Hedefin 6. sıra olması ile 3. ve 4. sıra olması arasında ne fark var diyebilirsiniz. Sezon sonunda 3 veya 4. sırada yer alacak takımlar ligin genelini üst sıralarda geçirip sürekli ilk ikiyi zorlayan yani kısacası sezon boyunca Süper Lig‘e direkt olarak çıkma mücadelesi verirler. Bu nedenle Manisaspor‘un hem kadro yapısı , hem de şu an göstermiş olduğu performans bu duruma çok uymuyor ya da umut vermiyor.

       Peki bu hedefe oynamak için yapılması gerekenler nelerdir?  Manisaspor ligin ilk yarısındaki kalan tüm maçlarında toplayabileceği en fazla puanı toplamalıdır. Alınan beraberliklerden sonra kaybedilen 2 puana değil kazanılan bir puana odaklanılmalıdır. Yani kısacası ara transfer dönemine kadar Manisaspor tüm maçlarını en az hatayla, en az kazayla atlatmaya, geçiştirmeye çalışmalıdır. Ara transfer döneminde ne yapılmalı derseniz, artık söylemekten bıktığım, yazmaktan usandığım bek transferlerinin yapılması Manisaspor için farzdır. Ben buradan tekrar sağ bek transferi yapmayan ve 2 sol bek transferi yapıp ikisini bir arada oynatsanız bile bir sol bek edemeyecek oyuncuları takıma kazandıranları bir kez daha tebrik etmek istiyorum. Bek transferlerinin yanı sıra Manisaspor kadrosuna mutlaka maç kondisyonu olan bir stoper takviyesi yapmalıdır.

       Eğer Manisaspor devre arasında bir sağ bek, bir sol bek ve bir stoper takviyesini başarılı bir şekilde gerçekleştirirse savunma anlamında bir çok sıkıntısını çözmüş olur. Gökhan–Nenad–Dmitrov gibi çok etkili ofansif orta saha oyuncularına sahip olan Manisaspor‘un gol sıkıntısı çekmeyeceği, takım olarak hücum organizasyonunu başarılı olarak yapamasa bile bireysel yetenekli oyuncularıyla sonuç bulabileceği gözle görülür bir gerçek. 

       Son olarak ise Manisaspor‘da kadro dışı bırakılan oyuncular hakkında birkaç bir şey söyleyelim. Kötü giden takımlarda şok kadro dışı bırakma kararlarının pozitif bir etki yaratacağına inanan teknik adamlar vardır. Sanırım Tahir Karapınar da böyle düşünüyor. Ümit Yasin‘in kadro dışı bırakılması çok büyük bir hataydı ve bu hatadan kısa bir sürede dönüldü. Ümit bu takım için çok önemli bir oyuncu ve takımdan uzaklaştırılması değil en kısa sürede takıma kazandırılması gerekiyor. Kenan Aslanoğlu‘nun kadro dışı bırakılmasında Tahir Karapınar‘ın raporu kadar, Erman Güracar ve Abdullah Mergen‘in yapmış olduğu yanlış takım planlamasının da etkili olduğunu söyleyebilirim. Ve son olarak kadro dışı bırakılan Süleyman Çelikyurt. Sezon başı yazdığım yazımda Süleyman‘ın Manisaspor‘un ideal sol beki olamayacağını belirtmiştim. O zaman doğru şeyler yazmadığımı iddia eden Süleyman Çelikyurt‘un beni haksız çıkartmasını çok isterdim ama ne yazık ki olmadı.

11.10.2014 İddaa Tahminleri

10 Ekim 2014 Cuma

Gökhan Töre rezaleti..

       Bu sitede yazma amacım iyi kötü bildiğim kadarı ile spor hukukuna ilişkin bilgilerimi görgülerimi paylaşmaktı. Hiç aklıma ceza hukukuna ilişkin bir şey yazacağım gelmemişti, bugüne kısmetmiş.

       Hakan Çalhanoğlu’nun milli takıma gelmemesi üzerine yeni bir haber gündeme geldi. Gökhan Töre’nin geçen sezon Hollanda maçı sonrası takım arkadaşı Hakan Çalhanoğlu'na silah çekme olayı… Allah Allah insan takım arkadaşına, hem de milli takım arkadaşına silah çeker mi? Ahlaki boyutunu zaten tartışmaya gerek yok. Tartışılabilecek bir yanı da yok. Ancak bunun bir de ceza hukukunu ilgilendiren bir boyutu var.

        Profesyonel oyuncuların kulüpleri ile milli takıma bakışları farklı olmalıdır. Normalde oynadıkları kulüplerde profesyonelliğin gereği olarak, daha maddi kaygılar güderek hareket edilebilir. Ancak milli takım hepsinden farklı, burada Milli duygular ile hareket edilir. Yani edilmesi gerekir. Arkadaşlık, dostluk, kardeşlik havası faklı hareket edilmelidir. Ancak Gökhan Töre bu şekilde hareket edemediği çok açıktır. Beşiktaş Galatasaray derbisinden sonra da bir gece kulübünde omuzundan silahla vurularak yaralanmıştı. Beşiktaş Kulübü de bir ceza vermedi ya neyse.

        Ahlaki boyutunu tartışmaya gerek duymadığımız bu olayın bir de ceza hukukunu ilgilendiren boyutu var. Gökhan Töre takım arkadaşını silahla tehdit ederek, Türk Ceza Kanunu madde 106'da yazılmış olan “tehdit” suçunu işlemiştir. Bu fiilin cezası da 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasıdır. Söz konusu suçun cezalandırılması da mağdurun yani Hakan Çalhanoğlu’nun şikâyetine bağlıdır. Neyse, Hakan Çalhanoğlu bir büyüklük gösterip şikâyetçi olmamış. Bunun sonucu olarak da cezai bir işlem yapılamamıştır. Hakan Çalhanoğlu ’nun şikâyetçi olamaması da ne kadar doğrudur. O da başka bir tartışma konusudur. Vicdanı el vermedi herhalde.

        Olay basında anlatıldığı gibi bu kadar basit değil. Birkaç boyutu ile incelenmesi gerekli. İlk olarak Gökhan Töre silahı nasıl almış? 6136 sayılı Ateşli Silahlar Kanunu’na göre taşıma ruhsatı ile silah alabilecek meslek grupları bellidir. Profesyonel Futbolculuk/Sporculuk bu mesleklerden biri değildir. Bu meslek gruplarına mensup olmadan taşıma ruhsatı almak ise ancak hayata kast olacak şekilde tehdit ihtimali olması halinde söz konusudur. Gökhan Töre’nin nasıl bir hayati tehlikesi var onu da anlamak mümkün değil. Belli ki, tanıdık vasıtasıyla alınmış bir ruhsat ve silah var. Burada silah ruhsatını her ne kadar anlatsak da basına yansıdığı kadarıyla silahın ruhsatlı mı ruhsatsız mı olduğunu da bilemiyoruz. Şayet ruhsatsız ise yapılacak cezai işlemler de değişecektir. İkinci olarak Milli takım kampında silahın işi ne? Herhalde Gökhan Töre kendi takım arkadaşlarından birinin canına kast edeceğini düşünüyordu.

        Konu Allahtan gündeme geldi ki, detaylara da vakıf oluyoruz. Oldukça da üzülüyoruz. Bu durumdan daha acı olan TFF Başkanı Yıldırım Demirören’in biz bu konuyu zaten biliyorduk demesidir. Bu da yetmedi Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim de konuya vakıf olduğunu, cezalandırmak amacı ile 7 maç boyunca Gökhan Töre’yi milli takıma çağırmadığını söyledi. Türk Ceza Kanunu’na göre 2-5 yıl arası hapis cezası olan bir olayın, TFF nazarında ceza denkliği, 7 Maç milli takıma çağırmamakmış. Yeterli bir yaptırım olduğuna inanılıyorsa daha da acı.

       Demirören ve Terim’in açıklaması başka bir boyut getirdi. Sorunlulukları bu kadar da az değil. Ceza yargılaması nazarında suçun işlendiğini bilip de bildirmemek de suçtur. TCK 283’üncü maddesi bu hususu düzenlemiştir. Suç işleyen bir kişiye araştırma, yakalanma, tutuklanma veya hükmün infazından kurtulması için imkân sağlayan kimse, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Yapılan açıklamalara bakacak olursak, o gün milli takım kampında olanlar hatta federasyon başkanı ve teknik direktörün bu olaydan haberi var. Ancak bu durumu yargıya taşımaktan ziyade örtbas etme yoluna gitmişlerdir.

       Ceza Yargılaması açısından olanlar bir yana ancak ahlaki boyutu bize Türk Milli takımının ne kadar aciz bir durumda olduğunu da gösterdi. Milli Takım kampına silah sokup, arkadaşına çekecek kadar ahlaki ve milli değerlerini yitirmiş bir oyuncuyu da oynatmak zorundaymışız. Ben sporcunun zeki, çevik aynı zamanda ahlaklısını severim demiş, ulu önder ATATÜRK. Milli Takım isterse hiçbir kupaya gidemesin, her turnuvada sonuncu olsun ama ahlaklı olsun!

Oyuncu Raporu: Çetin Turan (Galatasaray U19)

       28.04.1996 doğumlu olan Çetin Turan, Galatasaray U19 takımında forma giyiyor. Galatasaray'dan önce Altınordu'nun pilot takımı Gümüşordu ve Bucaspor'da forma giyen genç oyuncu, futbola İzmir'in Ceylanspor takımında başlamıştı.

       1.68cm boyundaki oyuncu her iki ayağını da çok iyi düzeyde kullanıyor. Dayanıklılığı çok iyi. Boyu kısa gibi görünse de ikili mücadelelerde rakibini yıkacak kadar kuvvetli. Duran topları iyi kullanıyor. Oyun bilgisi çok iyi. Oyunu her iki yönlü oynayaniliyor, orta sahanın ortasında oynuyor ama gerektiğinde forvet arkasında ya da defansif orta saha olarak da kullanılabilecek bir oyuncu. Top kazanma özelliği çok iyi. Orta sahada bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiye sahip olan Çetin, oyunu çok iyi okuması ve oyunun sıkıştığı anda sorumluluk almasıyla da öne çıkıyor. Rakipten çaldığı toplarla takımı atağa kaldıran, duran toplardaki etkisiyle hem yaptığı asistler hem de attığı gollerle dikkat çekiyor.

       Ceza sahası çevresinden kaleye sert ve isabetli şutlar atma özelliğine sahip. İki ayağını da mükemmel derece iyi kullanır. Mütevazi bir yapıya sahip olan Çetin'in saha içerisinde çok soğukkanlı ve rahat olmasıyla da fark yarattığını söyleyebiliriz.

       Tek eksiğinin fizik olarak zayıf görüntüsü olduğunu söyleyebiliriz ama o fiziğe göre oldukça güçlü bir yapısı var. Çok çalışıp biraz daha güçlenirse sadece alt yapıda değil A takım düzeyinde de başarılı olmaması için hiçbir sebep yok. Bir de maç esnasında kafası sürekli önünde, bu konuya da dikkat edip top ayağındayken tüm sahayı kontrol edebilecek şekilde bir bakış açısı yakalaması lazım. Eğer şımarmazsa ve daha çok çalışırsa Türk futbolu büyük bir yıldız kazanmak üzere. Yolun açık olsun Çetin Turan.

Not: Bu yazı hazırlık aşamdasındayken Çetin Turan, U19 Milli takıma seçildi.

Hazırlayan: Yakup ATEŞ

Milli Maçlar Cuma Kuponu

10.10.2014 İddaa Tahminleri