10 Eylül 2013 Salı

Dünden Bugüne: Cristiano Ronaldo

     Cristiano Ronaldo, 1985 yılının 5 Şubat'ında, Portekiz'in Funchal şehrinde doğar. 4 çocuklu Aveiro ailesinin en küçük bireyi olan Ronaldo'nun, futbolla ilk tanışıklığı, evinin duvarlarına top vurdurmak olmuştur. Ronaldo 6 yaşına geldiğinde, ailesi onu babasının da çalıştığı Andorinha kulübüne yazdırır. Koyu bir Benfica taraftarı olan Ronaldo, kaderin cilvesine istinaden, profesyonel kariyerinin ilerleyen döneminde Sporting Lizbon forması giyecektir.

     8 yaşına gelen Ronaldo, artık tek başına top oynamayı bırakıp bahçede, sokakta topla beraber enteresan hareketler deniyor ve sıradan bir futbolcu olmayacağını o günlerden hissettiriyordu. 10 yaşında acı bir gerçeğe şahit olan Ronaldo, her zamanki gibi antrenman sonrası soyunma odasına dönerken, insanların çevrelediği babasını sedyenin üzerinde yatar halde görür. Babası alkol komasına girmiştir. Yapılan 2 saatlik müdahale sonrası kendine gelen baba Jose, o gün yaşadıklarını hatırlamıyordur.

     O olaydan etkilenen Ronaldo o gün kendi kendine bir yemin eder;  
"Hayatımda hiçbir zaman içki içmeyeceğim."

     Ronaldo'nun yeşil sahalarda kendisini gösterdiği ilk maç 93-94 sezonunda 'Gençler  Finali' olur.
Andorinha, ilk yarıyı 2-0 geride kapatmıştır. Soyunma odasında çok sinirli gözüken Ronaldo'nun bugünkü saha içi liderliğini, o zaman söylediği şu söz adeta açıklar niteliktedir;
"Hocam bütün bir sene çalıştık. Şimdi bize 2 gol attılar diye pes mi  edeceğiz? Onlar 2 gol attıysa biz de 3 atarız. Bu maçı kazanacağız, söz!"

     Andorinha, fırtına gibi başladığı ikinci yarıyı Ronaldo'nun attığı 2 gol ve yaptığı bir asist ile 3-2 kazanarak kupanın şampiyonu olur.

     Sezon sonunda ise Ronaldo, kariyerindeki ilk transfer teklifini almıştır, hem de iki takım tarafından: Maritimo ve National. Daha zengin olan Maritimo, o sene genç takım dışından bir transfer yapacaktır ve seçimini Brezilya'nın Santos kulübünde oynayan bir gençten yana kullanır ve Ronaldo, o sene evinden 500 metre uzaklıkta olan National takımına transfer olur. Ronaldo'nun buradaki ilk zaferi, gençler kategorisindeki şampiyonluk olacaktır. Bunun yanı sıra, final maçına 39 derece ateşle çıkması da değinilmesi gereken ayrı bir detaydır.

     Ünü iyiden iyiye yayılan Ronaldo, 11 yaşına geldiğinde, bu kez ülkenin en büyük akademisine sahip olan Sporting Lizbon'dan teklif alır. Oraya giderse ailesinden uzak kalacaktır. İlk başlarda Ronaldo'nun Lizbon'a gitmesine sıcak bakmayan ailesi sonunda ikna olur ve oğullarını, Lizbon'un yetenek avcısı Freita'ya emanet ederek, yaşayacakları hasrete göğüs germe kararında mutabık kalır. 3 günlük deneme süresinin ardından Ronaldo,  kendisini Lizbonlu yapan imzayı atar.

     Evinden tam 1000 km uzaklıktaki bir şehirdedir artık. Transferin ilk günlerinden bu yana, o yaşta bir çocuk için büyük sayılabilecek sıkıntılardan muzdarip olmaktadır. Kulübündeki diğer çocuklar ona "köylü" , "maymun" gibi lakaplar ile hitap etmektedir. Bir gün derste bu lakaplardan yaka silken Ronaldo, oturduğu sandalyeyi karşısındaki öğretmene fırlatmış ve sınıfa doğru dönerek "Ben öğretmene bile bunu yapıyorsam, düşünün size neler yapabilirim!" diyerek gözdağı vermiştir.

     Ronaldo'nun futbol okulunda en iyi arkadaşı Fabio olmuştur. Fabio da, tıpkı Ronaldo gibi küçük bir kasabadan Lizbon'a gelmiştir. Akademinin ilk haftasında, yaşadığı gerginliklere dayanamayan Ronaldo, o haftanın her gecesini  isyan edip ağlayarak geçirir ve istisnasız her gece, yatağına gözünü ailesiyle birlikte yaşadığı yuvasında açma düşleriyle girer.

     Akademideki ilk maçı, yeşil ve kırmızı takım halinde oynanan hazırlık maçıdır. Hocasının ilk 15 dakikası 0-0 süren maçta Ronaldo'yu oyuna sokmasıyla, oyundaki tüm denge değişir  ve oyunu 'Yeşil Takım' Ronaldo'nun 1 gol, 1 asisti ile 2-0 kazanır. Ronaldo'nun kısa süredeki büyük sıçrayışı fark edilmiş ve 50 avro olan maaşı 600 avroya çıkartılmıştır.

     13 yaşına geldiğinde Ronaldo, futbol dışında yeni bir sporla tanışmıştır, masa tenisi. Bu oyunda da futbolda olduğu gibi başarılıdır. Bugünkü göze batan iki özelliği, masa tenisi günlerinden beri gelmektedir;
     1. Yere sağlam basması
     2. Falsolu vuruşları sıklıkla tercih etmesi.

     15 yaşına geldiğinde, kulüp doktoru ona kötü bir haber ile gelir ve "Senin de bir kalbin var ve çok hızlı atıyor, bir an önce ameliyat etmeliyiz."  der. İlk başta ameliyat fikrinden çekinen Ronaldo, tedaviyi bir süre sonra kabul eder ve yapılan tedaviden sonra eski formuna vakit kaybetmeden geri dönmüştür.

     Maaşı 1200 avro'ya yükseltilen Ronaldo, o sene güzel bir haber alır. Sporting Lizbon, 'Gençler Şampiyonası'nda kurada Maritimo'yu çeker ve maç Maritimo'da oynanacaktır. Maçı izlemesi için tüm tanıdıklarına haber yollayan Ronaldo'nun sevinci maç kadrosunu görene kadar sürer, çünkü maç kadrosuna alınmamıştır. Nedeni ise derslerinin kötü gidiyor olmasıdır, kulüp yöneticileri bunun en ağır ceza olacağı yönünde hemfikir olup, Ronaldo'yu toptan mahrum bırakma tasarrufunda bulunmuşlardır. (!)

     2001 yılına gelindiğinde, Ronaldo artık Sporting Lizbon’un B takımındadır. O sene Ronaldo’nun  yanısıra, bolca trivelasına şahit olduğumuz ve yakından tanıdığımız Ricardo Quaresma da Lizbon'un B takımındaydı. B takımdaki ilk antrenmanında çektiği sert ve falsolu vuruşlar ile dikkat çeken Ronaldo, o antrenmandaki ilk maçında ise A Takım'a attığı 1 gol ve yaptığı 2 asist ile antrenörlerinin ve ağabeylerinin dikkatini çekmişti ve zamanla sevilmeye başlanmıştı.

     O sene Ronaldo’yu bir Ada kulübü yakından takip etmektedir, o kulüp İngiliz devi Liverpool’dan başkası değildir.  Bu bilgiyi yöneticilerden birinin Ronaldo'ya söylemesi ile Ronaldo çok mutlu olmuş ve antrenmanlarda kendini  kanıtlamak için elinden geleni ardına koymaz hale gelmiştir. Fakat bu durum, toyluğundan muzdarip olması muhtemel Ronaldo'yu bir yanlışa sevk edecektir. Artık takım oyunu yerine, şahsi oynamaya başlamıştır. Araştırmasını bitiren Liverpoollu yetenek avcıları, Ronaldo için “Gelişimini tamamlaması lazım” şeklinde not düşerler ve bu durum Ronaldo'ya bildirildiğinde genç delikanlı yıkılmaz ve azmeder.

O günün akşamında, en yakın arkadaşı Fabio’ya döndü ve yemin etti;
”Göreceksin bak, bir gün Premier Lig’de, hem de en büyük kulüplerden birinde oynayacağım!”

     Ronaldo, transferde yaşadığı bu hayal kırıklığının hemen ardından bir başka kötü haberle daha sarsılır. Annesi Dolores, babası Jose’nin hastaneye kaldırıldığını oğluna söyler. Doktorlar, karaciğerinin iflas ettiğini bildirir ve gerekçe tanıdıktır, alkol. Takımından 1 hafta izin alan Ronaldo, memleketi Funchal’e döner ve babasına destek olmaya çalışır. Bir süre sonra taburcu edilen Jose, kefeni yırtışının henüz 1. haftasında ne yazık ki tekrar içki içmeye başlar.

     2002 yılı, Ronaldo için çok verimli geçecektir. Portekiz'in 17 Yaş Altı Mili Takımına seçilen Ronaldo, o yıl Danimarka’da düzenlenecek Avrupa Şampiyonası'nda forma giyme gururunu yaşar. Gol atamasa da, otoritelerden tam not alan Ronaldo, turnuvanın sonunda, o dönem  Güney Afrika'nın teknik direktörlüğünü yapan vatandaşı Carlos Queiroz ile tanışır. Queiroz ona katî bir ciddiyetle şu soruyu yöneltir;

“Cristiano, hedeflerini bilmiyorum ama eminim bir gün İngiltere’de top oynamak istiyorsundur, değil mi?”

Önemli bir futbol adamıyla konuşuyor olduğunun farkında olan Ronaldo da açık bir dille şu cevabı verir;
“Ben Dünya'nın en iyi kulüplerinde oynamak istiyorum. Bu İngiltere’de de olabilir, İspanya’da da. Benim hedeflerim büyük. Amacım bir gün Dünya'nın en iyisi olmak.” 

     Queiroz ise, mütevazı olmayan bu gencin potansiyelinin farkındadır ve onun sahadaki hırsına hayranlık duymaktadır. Avrupa Şampiyonasını izleyen bir başka önemli futbol adamı da, Sporting Lizbon'un Rumen teknik adamı, yani Ronaldo'nun o dönemki hocası László Bölöni'dir. Oyuncusunun performansını beğenmiştir ve ona artık antrenmanlar sonrası özel çalışmalar yaptırmaya başlayacaktır. Bölöni'nin, giderek ciddiye aldığı bu genç için, kulübün sağlık heyetinden bir ricası olacaktır ve Cristiano’nun kemik testlerine tabi tutulup, neticelerinden en kısa sürede haberdar edilmek ister.

     Ölçümlerden çıkan sonuç, Cristiano’nun  1,89 cm'a kadar uzayacağıdır. Bu boy, bir hücum oyuncusu için epey ideal bir boydur. O sezon öncesi, oyuncusu ile önemli bir konuşma yapan Bölöni, ona açık bir dille "Seni bu sezon A takımda oynatabilirim, hazır ol, ama takım arkadaşlarının varlığını unutmadan oynayacaksın ve yardımsever olacaksın." demiştir.

     A takımla ilk antrenmanına çıkmaya hazırlanan Ronaldo, o kadar heyecanlıdır ki 14.30’da başlayacak olan antrenmana 13.00'de gelip, saatleri saymaya başlar. A takım ile ilk maçına, bir dostluk müsabakası olan Real Betis karşısında çıkan Ronaldo, oyuna sonradan dahil olur ve attığı nefis golle takımının 2-1 galip gelmesini sağlar. O sezon boyunca çok iyi performans gösteren Ronaldo, oynadığı 25 maçta attığı 3 golün yanısıra, genel performansıyla tüm dikkatleri üstüne çekmiştir.

     2003 yılında Portekiz’de müthiş bir sportif hareketlilik yaşanmaktadır, nedeni ise sezon sonu düzenlenecek olan Avrupa Futbol Şampiyonası'dır. O sezon, Sporting Lizbon, yenilenen stadında sezonun açılış maçını İngiliz devi Manchester United ile oynayacaktır. Bu maç Ronaldo için ayrı bir önem taşıyacaktır çünkü 1,5 sene önce önemli bir konuşma yaptığı Queiroz artık Şeytanlar’ın yardımcı antrenörüdür. Maç bitimi gülen taraf 3-1'lik skor ile Lizbon temsilcisi olur. Maçta oynadığı güzel futbol ile dikkat çeken Ronaldo’yu Alex Ferguson’a soran basın mensupları kurt hocadan şu cevabı alırlar;
“Bu çocuk bir futbol sihirbazı!” 

     Bir hafta sonra, € 17.500.000 bonservis bedeli ile Manchester United'a transfer olan Ronaldo, artık baştan beri inandığı üzere dev bir kulübün oyuncusudur. Ferguson kulübe yeni gelen Ronaldo’ya şu konuşmayı yapar; “Sana bu sene ihtiyacımız var ve seni Beckham’ın yerine düşünüyorum.”

     Ronaldo, o sezon  28 numaralı formayı giymek istediğini söyler , Ferguson  buna bir alternatif getirir ve 7 numaralı formayı giymesini temenni eder, çünkü 7 numara bugüne kadar United'ta birçok yıldızın sırtında taşınmıştır ve Ferguson'a göre Ronaldo da onlardan birisi olacaktır.
4-0 kazandıkları Bolton maçında, oyuna sonradan dahil olan ve yeni kulübünde ilk kez forma şansı bulan Ronaldo, oynadığı futbolla büyük beğeni toplar. İlk sezonunda, ligde 25 maçta 4 gol atan Ronaldo, o sezon "Sir Matt Busby Ödülü" ile onurlandırılır.

     2004 yazında, Portekiz’de düzenlenen  Avrupa Şampiyonası'nda finale yükselen Portekiz'de düzenli forma giyen Ronaldo, attığı 3 golle takımın en golcü oyuncusu olmayı başarmıştır. 2005 yılının 6 Eylül tarihinde, Portekiz'in Rusya ile oynayacağı maça dakikalar kala, Ronaldo üzücü ama esasen sürpriz olmayan bir haber alır, babasını kaybetmiştir. Elemine rağmen Rusya maçına çıkan Ronaldo, soğukkanlılıkla oynadığı maçta gol atamasa da, herkesi alıştırdığı güzel futboluna bir yenisini daha eklemiştir. Ertesi gün ise babasının cenazesini kaldırmak üzere memleketinin yolunu tutar.

     Cristiano Ronaldo, Manchester United macerasında, 196 resmi maçı 84 gol gibi bir istatistikle tamamlar ve burada bahse değer detay olarak, Ronaldo'nun ileri uç değil, kanat oyuncusu olması öne çıkarılasıdır.
Kırmızı Şeytanlarla sayısız başarılı maça ve muhteşem gollere imza atan Ronaldo, 2009 yılının Haziran ayında, € 94.000.000 gibi astronomik bir bedelle Real Madrid’e, yani yıldızlar harmanı "Los Galacticos'a transfer olur.

     O günden sonrasını da en az ilgiliden en çok bilgiliye kadar hepimiz aşağı yukarı bilmekteyiz. Vaktini ayırıp, okuyan herkese teşekkür ederim.

Bu yazı hazırlanırken Uğur Önver'in "Sokak Çocuğu Ronaldo" kitabındaki bilgilerden faydalanılmıştır.
Transfer Merkezi

Transfer, Röportaj, Araştırma, Analiz

www.TransferMerkez.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme