0

Fenerbahçe, Sivasspor'u görkemli bir şekilde yendiği için bir süreliğine dokunulmazlığını kazandı dersek yanlış olmaz fakat kendimce Fenerbahçe'de bir türlü olmayanların başlangıç noktası olarak gördüğüm bir konuya parmak basmak istiyorum.

Eşik olarak Sow'u belirliyorum.
Dönüm noktası olarak da Stoch ve Krasic dedikten sonra
Çarşıya uymayan evdeki hesabı, gördüğüm kadarı ile enine boyuna anlatmaya gayretleneyim.

Hikayeye Stoch'un alınışı ile başlıyorum.

Chelsea'den kiralık gittiği Twente'de
32 Resmi Maç: 10 Gol & 4 Asist

gibi bir katkı sağlayarak Twente'nin şampiyonluğunda emeği olan Stoch,
Vaad ettiği potansiyele göre cüzi sayılabilecek bir miktar olan € 5.500.000 gibi bir bonservisle Fenerbahçe'ye dahil edildi. - Tarih 1 Temmuz 2010

Fenerbahçe'deki ilk sezonunda istatistikleri hayalkırıklığıydı.
23 Resmi Maç:  2 Gol & 5 Asist

Stoch, şampiyon olunan 2011 sezonunda,
Twente'nin şampiyonluğuna bulunduğu katkının birebir aynısını vererek, adeta alınırken neden medyaya o kadar spekülatif malzeme verilen bir ortamın göze alındığına cevap niteliği taşıyan bir performans sergiledi.

Twente'de 32 maçta 10 gol 4 asistti.
Fenerbahçe'de 28 maçta 10 gol 4 asist ile bitirdi o sezonu.

Yani Stoch'un 10|4 kodlu bu kriptolojik uğurunun müsebbibi olan bu iki takım da şampiyonluk ile bitirdiler 10|4 Stoch'lu sezonlarını.

Sow?


Sow Lille'deki performansı ile beğenildi ve alındı.

Lille takımı nasıl oynar?

Lille takımı tek forvet oynar.
Webo öncesi Fenerbahçe gibi.
Aykut Hoca'nın yapmaya çalıştığı gibi.

Fakat burada 1 gözden kaçan, 1 hayal kıran, 1 akla mantığa sığmayan nokta oldu.


Gözden kaçan: Krasic'tir.
Ne ile gözden kaçan statüsünde değerlendirdiğime biraz sonra değineceğim.
Akla hayale sığmayan: Emenike'dir.
Ona da birazdan değineceğim. Guiza yorumu ile birlikte.
Gözden kaçmayıp da evdeki hesabın çarşıya uymadığı nokta ise: Stoch'tur.

Neden?


Şimdi Lille takımında Sow'u faydalı kılan etkenlerin, Fenerbahçe'ye gelene kadarki sürecin son 6 aylık dönemindeki en önemli 3 faktöre bakalım.

 
Bu üç faktörün da ortak özelliği önü açılana kadar topu her halükarda ortaya doğru sürmeleri.

Yani orta açmayı düşünmüyor, ya becerisiyle rakip ekarte ederek önünü açacak, ya da uzaktan şut çekecek, yani o "ön" bir şekilde açılacak.

Kanat görünümlü oyun kurucular, İngilizler'in Cantona'nın hayat verdiği terim olan "Talisman" kategorisinde değerlendirdiği oyuncular, benim "faktöriyel" dediğim oyuncular.

Yani sahaya alaturka bir deyimle darbuka dersek göbeğine göbeğine vuranlar bunlar.
Adamların yoğurt yiyişi böyle, alıcısı memnun, satıcısı memnun.

Çiçeği burnunda Marsilyalı Dimitri Payet'in diğer ikisine nazaran daha iyi yaptığı:
Uzak Mesafeli Şut ile Skor üretebilmek
Bu ne demek?
Sadece gol atmak değil
Bu topun kaleciden/direkten döneni var, savunma oyuncusuna çarpıp kontrpiyede kalanı var.
Bu da golcünün koku alma becerisini ortaya çıkarır.
-ki bu da Sow'u Sow yapmış faktöriyellerin başında gelir.

Hazard'ı artık zaten en son izlediği maçlar asker arkadaşı diye Metin Oktay'ın maçları olan futbol ilgisizi dedem bile biliyor.

Jelen de Fransa'da bir yabancı için gıpta ile bakılacak bir kariyeri sonlandırıp ülkesine dönmüş oyunculardan. Kontra atak yatkınlığı edinmek isteyen bir takımın transfer komitesine videoları izlettirilmelidir.

(Taktik demedim yatkınlık dedim, bu noktaya dikkat çekmek isterim, bana göre kontra atak bir takımın yatkınlığıdır, taktiği olamaz, sistemleşemez, sistemleşiyor zannedilir, çok kötü transferlere vesile olur, Guiza gibi, Emenike gibi.)

Türkiye'de ne istediğini bilmesi açısından ilgilendikleri isimler vesilesiyle takdirimi kazanmış bir takım vardır.
 

Tesadüf o ki bugün Fenerbahçe'ye yenilen Sivasspor.

Neden?


Eneramo geçtiğimiz sezon kontrat yenileme sürecinde Heerenveen ile flört ederken Sivasspor'da rota bugün Konyaspor forması giyen N'douassel'e çevrilmişti.
Bu son derece bilinçli bir "Arama & Kurtarma" çalışmasıdır.
Sivasspor'un radikal bir forvet tercihi mevcuttur. Yannick Kamanan'dan bu yana.
Heerenveen Eneramo'ya "kusura bakma" dediğinde, Sivas; en iyi yol bildiğin yoldur kavlinden, denenmiş ve geçerliliğini kanıtlamış Eneramo'da kalmayı tercih etti ve Ezechiel'in yolu da Rusya'ya düştü.

Ülkemizde bu tip oyuncuların çok iş yaptığı seneler içinde çeşitli örneklerle kanıtlandı.

Serge Djiehouha, Simon Zenke, Emmanuel Emenike, vb..

Lille, Sow'u sattıktan sonra ne yaptı?
Sow'un yapabildiklerinin 1 kalibre düşüğünü, yine 1 kalibre düşük bir takımda icra eden Nolan Roux'u aldı ve ondan bir Sow yarattı.
Sivasspor'dan bu noktaya gelirken Lille ile kesiştirmeye çalıştığım kelime:

BİLİNÇ

 
Peki Fenerbahçe ne yaptı?

.
Guiza yanılmıyorsam 27 gol atarak gelmişti Fenerbahçe'ye.
İspanya gol kralı, güzel etiket.
Geldiği takımın sistemiyle bizim "Fenerbahçe şu şekilde oynar" diyebileceğimiz kontrol oyununun farkını anlatacak bir bilen bile mi bulunamazdı o zararlar edileceğine, aklım hayalim ermiyor.

Guiza kapanan bir takımda gol kralı oldu, kapanan bir takımın forveti nasıl pozisyon alır onu bilir, kapanan bir takımın forvetinin zihinsel mukavemetine sahiptir.

Farz-ı misal gol kralı Guiza'nın takımının kontra atağa meyilli düzeninin aksine, oyun kurmaya çalışan yine orta sıra bir takımın forvetini alsalardı, o oyuncu kesinlikle arşivlere daha tatmin edici bir istatistik bırakarak bugün hatrımızda kalmış olurdu.
Gol kralı gibi her sene yinelenen ve nihai sürekliliği olmayan dönemsel albenilere ihtiyaç duymanın ne manası var ben anlamıyorum.

Sistemler nihai, aktarılabilir, geliştirilebilir ve bel bağlanabilirdir, kişiler değil.

Kişilere göre de sistemler oluşturulabilir.
Bu duruma da en güzel örneği Stoch teşkil ediyor şu tabloda.
Eğer Fenerbahçe'ye "düşene konan" Sow'u aldıran bol şutlu, içe kat etmeli oyununa devam etseydi, Sow ile ilgili krizler hiçbir zaman olmazdı.

Çünkü dikkat ederseniz Sow'un top ile münasebeti pek iyi değil. 
Dribling yapabilen bir hareket yelpazesine sahip değil.

Sow pozisyonunu yaratamadıkça, sanki tercih unsuru olmadan önce yaratıyormuş da şimdi riyakar davranıyormuşcasına küfürler yiyecek, duygusal bir adam, bir gün küsecek, hatırlarda kötü kalacak. Halbuki o, tesislerdeki lüks donanım ve fiyatı olan şeyler ile ilgili birkaç kelam etmesi amaçlı uzatılan mikrofona "Buradaki manzarada huzur buluyorum." diyecek kadar naif ve güzel bir adam.
Fenerbahçe'nin ne oynamak istediğine karar vermesi lazım.

Ya Lille gibi teoride kanatlı, pratikte kanatsız oynayacak ve Sow Lille'deki Sow olacak, tabi geçiş süresi ve yaşlanma grafiğinin müsade edeceği ölçekte. Ya da Fenerbahçe Sow'u satacak ve kanat oyunu oynayacaksa -ki eldeki malzemeyle pek mümkün değil- Nikola Zigic tarzı uzun, kallavi oyunculara yönelecek. Fakat bunu asla ideal bulmuyorum çünkü Hazard gibi veya Alex gibi düşen topu değerlendirecek veya topu düşürecek bir "faktöriyel"i de artık yok.

Krasic konusuna kısaca değineceğim

Kariyeri bitmekte olan bir adam, cv'sine Fenerbahçe'yi ekleme lüksüne sahip olmamalıydı.
Ödenen paralardan bahsetmiyorum bile.

Emenike Konusu
= Guiza

Emenike'nin oyun stili bu yaştan sonra değişmeyeceğine göre ya Fenerbahçe'nin oyun stili değişecek, ya o 13 milyon Euro'nun gafletinde üçe beşe bakmadan galonlarla soğuk su sipariş edilecek.

Çözüm yolu olarak Sow'un acilen satılıp yerine takımın bağlantı bölgesindeki oyuncular ile dil birliği sağlayabilecek (Meireles, Cristian), kaleye dik gidebilme yetili bir merkez ortasaha alınacak.

Alper Potuk değil, başka birşeyden bahsediyorum.

Alex'in yaptığı tam olarak bu dik gitme eylemi değildi fakat o kadar zekiydi ki herhangi birşeyi yapmayışı beceri handikabı değil de feragat gibi gözükürdü çünkü bizim anlık olarak yapmasını uygun gördüğümüzü yapmayıp başka birşey yapmaya karar verdiğinde, yapmadığını kompanse edebilip hepimizi mahçup ederdi. Büyük futbolcuydu.

Herkese güzel bir pazar günü diliyorum.

Yazar: Yiğit Can ERTUNÇ

Yorum Gönder

 
Top