0
       Transfer Merkezi Dergisi'nin bugünkü konuğu bir zamanların ünlü hakemi ve eski MHK Başkanı Mustafa Çulcu. Fenerbahçe'nin Galatasaray'ı 6-0 yendiği tarihi maçın da hakemliğini yapan Mustafa Çulcu ile hakemlerin bugünkü durumu, MHK ve Türk futbolunu konuştuk.

Merhabalar hocam, okurlarımız sizi ünlü bir hakem ve eski MHK Başkanı olarak tanıyor. Siz de kısaca kendinizden bahseder misiniz?

       Merhabalar, 1960 Balıkesir Gönen doğumluyum. Profesyonel meslek hayatım askerlik. Astsubay olarak göreve başladım sonra subay oldum ve yüzbaşıyken emekli oldum. Evliyim, 3 çocuğum var. Kocaeli'de yaşıyorum ama diğer bir ayağım Gönen'de. Eşim de Gönenli olduğu için irtibatım kesilmedi.

Askeriyede bir subayken hakemliği seçmenizde hangi nedenler etkili oldu?

       Askerler lisansiye futbolculuk yapamıyorlar. Ben daha önce Gönenspor'da oynamıştım. Orduya girdikten sonra spor yapamamanın sıkıntısını çektim. Gönülde hep futbol vardı. Askeri takımlarda oynadım; Denizgücü'nde, donanma karmasında, askeriyede özel turnuvalarda oynadım ama bir türlü profesyonel anlamda oynayamadım. Donanma maçlarında oynarken astsubay bir abim vardı. O bana "hakem olmak ister misin?" diye sordu. O dönemler hakem olanlara stadlara serbest giriş kartı veriliyordu. Benim için de Kocaelispor maçlarına girmek çok zor oluyordu. Ben de ilk başta bunu düşünerek hakemliğe başvuru yaptım ama daha sonra çok sevdim. Kısa sürede mesafe kat ettim. Kursu bitirdim, 6 ay sonra il kokartı taktım. Sonraki 6 ay sonunda profesyonel liglerde yardımcı hakem olarak maçlara çıkmaya başladım. Hakemliğimin 3. yılında bugünkü adıyla Süper Lig'de Bursaspor-Gençlerbirliği maçında yardımcı hakem çıktım. İlk düdük hakemliğim de yine Bursaspor maçına denk geldi. Altay-Bursaspor maçını yönettim.

Yönettiğiniz ilk Süper Lig maçı sizin için zor muydu? Üzerinizde bir baskı oluşturdu mu?

       Evet, düdük hakemi olarak 1. Lig`de ilk maçınız ilk deneyiminiz. Ama oraya gelene kadar 3.Lig ve 2.Lig'de önce yardımcı hakem, sonra düdük hakemi olarak çalışıyorsunuz. Zaten bu süreçte artık hakemliğin doyumuna ulaşıyorsunuz. Artık bu lig size yetmiyor sürekli üstü istiyorsunuz. İlk maçım Alsancak Stadı'ndaki Altay-Bursaspor maçıydı. Tabi ki heyecan çok yüksek, heyecanın yanında stresi ve baskısı da var. Başarılı olup kendinizi kabullendirmek istiyorsunuz çünkü ilk maçta bir skandal yaşarsan bir daha size maç veremezler, kaliteniz tartışılır. O yüzden maçı kazasız belasız geçmem lazımdı. Maç çok güzel geçti. Gözlemci de rahmetli Kazım Ünlüsoy'du. O da çok beğenmişti. Olumlu bir referans verdi. Sonra Allah yürü ya kulum dedi, şansım da yaver gitti.

Ligimizin tarihi maçlarından birini yönetmek de size nasip oldu. 6 kasım 2002'de Fenerbahçe'nin Galatasaray'ı 6-0 yendiği maçı bir de sizden dinleyelim.

       Maça Fenerbahçeliler açısından baktığımız zaman mutluluk verici ama Galatasaraylılar açısından baktığımız zaman mutsuz bir tablo. Maçın tarihinin 6 Kasım, skorun da 6-0 olması maçı unutulmazlar arasına soktu. Derbi maçları çok zordur ama Fenerbahçe-Galatasaray maçları daha da zorudur. O maç da zor bir maçtı. Maç öncesi iyi hazırlanmam gerekiyordu ve iyi de hazırlandığımı düşünüyorum. Maça başladık, maç 2-0 iken Ortega Ümit Davala'ya sert bir şekilde girdi ve Ortega'yı kırmızı kartla ihraç ettim. Ardından stadta bir sessizlik oldu ve aleyhime küfürlü tezahüratla başladı. O dönemler bu çok doğaldı zaten. Sonra Galatasaray yüklenmeye başladı. Yapılan oyuncu değişiklikleri farklı skoru getirdi. Bir anda maç 6-0'a gelince hakem için kolay bir maç oldu çünkü seyirci skora odaklandı ve bunun mutluluğunu yaşamaya başlayınca seyirci hakemi unuttu. Eğer farklı bir skor olmuş olsaydı belki Ortega'yı ihraç edişim günlerce aylarca manşetlerden inmeyecekti. Sarı kartla geçiştirilebilirdi diyeceklerdi. Ama karar net doğruydu bence. Daha sonraları buna benzer örnek pozisyonları da gördük. Ondan sonra derbilerde daha farklı bir skor olmadığı için her 6 Kasım geldiğinde anımsanan bir maç oldu ama benim için diğer derbilerden farkı olmayan zorlu bir derbi müsabakasıydı.

Bir dönem MHK Başkanlığı yaptınız. Sizin döneminizde hakem atamaları hangi kriterlere göre yapılıyordu?

       Hakem atamalarını yaparken hakemin kariyerine ve o sezonki form durumuna bakmanız lazım. Asıl önemli olan önceki haftalardaki form durumudur. Vereceğiniz maç, kağıt üzerine tabloyu koyduğunuz zaman kimi istiyorsa bağırır zaten. Hakemlerinizi çok iyi takip ediyorsanız hangi maça hangi hakemi atayacağınızı çok iyi bilirsiniz. Şimdiki MHK Başkanı hakemlikten gelme değil ama futbolun içinden gelme. Bakın geçmişte milli takımı Guus Hiddink ve Abdullah Avcı çalıştırdı ancak başarılı olamadılar. Bugün herhangi bir vatandaş da milli takım kadrosunu en az onlar kadar kurabilir. Formda oyuncular bellidir. Bunların yanına iyi oyuncular bulabilir ama hangisini hangi maçta ilk 11 çıkaracağını layıkıyla yapamaz. Çünkü teknik direktör olup maçı analiz etmen doğru adamı bulup doğru zamanda sahaya sürmen lazım. İşte Fatih Terim ile aralarındaki fark budur.

       Gelelim sorumuza; günümüzün MHK Başkanı Zekeriya Alp, Fırat Aydınus, Cüneyt Çakır, Hüseyin Göçek, Halis Özkahya, Kamil Abitoğlu gibi isimlerden vazgeçemez. Onlar da Türkiye'nin en iyi hakemlerini seçiyor ama hangi maça hangi hakemi vereceği konusunda sıkıntı yaşıyor. Bir örnek vereyim; bir hafta önce Konyaspor-Bursaspor maçının hakemi Volkan Bayarslan 5 gün sonra Bursaspor-Fenerbahçe maçının 5. hakemi. Böyle bir atama yanlışı olamaz. Bunları neden anlatıyorum? Bilmeyenler bu hataları yapar. Eğer hakemliğin içinden gelirseniz bu hatayı yapmazsınız.

Futbolseverler, bazı hakemlerin bazı maçlara verilemediği konusunda eleştirilerde bulunuyorlar. Sizin bu konudaki düşünceniz nedir?

       Hüseyin Göçek yönetmiş olduğu Fenerbahçe-Gaziantepspor maçından sonra 17 ay Fenerbahçe maçına verilmedi. Halis Özkahya Meireles olayından sonra Fenerbahçe maçı yönetemedi. Fırat Aydınus Caner olayından sonra Fenerbahçe maçlarına çıkamadı. Neden? MHK'ya sorsanız "psikolojiktir" diyecekler ama bunlar dünya hakemi. Bunlar dünya hakemi ise onlar da o maça çıkacak, o stresi kaldıracak. Bunlar benim dünya hakemim diyorsun, Fenerbahçe maçına gelince dünya hakemliği bitiyor mu?

Sizin döneminizdeki hakemlerle, şimdiki teknolojik donanıma sahip hakemleri kıyaslarsak hata oranında azalma var mı sizce?

       Teknolojinin faydalı olduğunu, hakemliğe katkısı olduğunu kabul edenlerdenim ancak teknolojiyi ve insanı doğru kullanarak bu faydayı sağlarsınız. Biz daha önce kaşla gözle anlaşıyorduk yardımcı hakemin yanına gitmek zordu. Gittiğin zaman mutlaka kırmızı kart çıkması ya da önemli bir şey olması lazımdı. Şimdi nerdeyse SMS, Twitter, Facebook, telefonla joker hakkı karar verene kadar  kullanılabiliyor (gülüyor). Örneğin derbiden önceki Karabükspor-Antalyaspor maçını hatırlayın: Maçın hakemi Bülent Yıldırım yardımcı hakemle 28 saniye konuştu. Ondan sonra penaltıyı verebildi. 28 saniye futbolda çok uzun bir süre. Teknolojiyi doğru kullanırsan faydası var ama sorun MHK'nın iş bilmemesinden, becerememesinden kaynaklanıyor bence. Günümüz MHK'sının en büyük faydası şu oldu; hatayı kabullendirdiler. İnsanlar artık eskisi kadar tepki göstermiyor. Hakemlere baktığınız zaman  alan paylaşımı yaptılar, çok seslilik oldu. Karar mekanizması birden altıya çıktı ama hatalar azalmadı. Tam aksine çorba oldu. Hakemler sorumluluktan kaçar, yükü başkasına yükler oldular. "5. hakem 'devam' dedi oynattım", "3. hakem öyle dedi", "6. hakem böyle dedi", "ben görmedim, o gördü" diyerek bir yere varamayız. O zaman sahaya siz neden çıkıyorsunuz?

       Cüneyt Çakır'a Avrupa'dan bir maç geliyor. MHK "biz başarılıyız" diyor. Bakın, Metin Tokat, Orhan Erdemir, Muhittin Boşat, Ali Aydın, Serdar Tatlı, Mustafa Çulcu, Erol Ersoy, Bülent Uzun, İlhami Kaplan. Bunlar kötü hakem miydi? Dönemin klas hakemleriydi ama bunlara Avrupa'da maç verilmiyordu. Bakın ne oldu? 2006 yılında atılan bir imzayla Avrupa hakemliğine entegre olmamız için ilk adımlar atıldı. Bizim lobimiz yoktu. Avrupa'da maç veren eğitmenlere Türk hakemlerini tanıtmamız lazımdı ve bunun için de çalıştık. Benden sonra gelen MHK'lar şimdi meyvelerini topluyor. O günün o imzası Cüneyt Çakır'a, Hüseyin Göçek'e, Fırat Aydınus'a Avrupa'da maç yönettiriyor.

Son dönemlerde yapılan hakem atamalarına kulüpler tarafından ya da dışarıdan etki edildiğini düşünüyor musunuz?

       Direkt etki ediliyor dersem bu bir suçlama olur ama benim hissiyatımı söyleyecek olursam; kulüplerin isteği doğrultusunda hakemler gidiyor. Bu skor anlamında değil. Mesela siz Bursaspor'a ters gelen bir hakemseniz verilmiyorsunuz. Mesela Mete Kalkavan Beşiktaş-Fenerbahçe derbisini yönetti, o gün bugündür yok. Bu sefer MHK olarak makasın daralıyor, aynı hakemler aynı maçlara gider oluyor. Etki işte böyle oluyor. Mesela programda bir arkadaş bana "Bursaspor-Fenerbahçe maçının hakemi kim olur?" diye sordu. Ben şöyle dedim: "Fenerbahçe'yi üzmeyecek bir hakem olur". Kim oldu? Hüseyin Göçek. Hüseyin Göçek uzun zamandır Fenerbahçe maçı yönetmemiş, en son Fenerbahçe-Trabzonspor maçına çıkmış. Bu ne demek? "Aman abi sen ne koltuğunu, ne federasyonun koltuğunu salla. Git oraya ne yaparsan yap temiz çık". Hakem ne yapıyor? Nitekim Webo'nun penaltı pozisyonu vardı vermedi, kafası oraya takıldı. Son 15 dakikayı izleyin. Alper'e sarı kart göstermediği için Civelli'ye de gösteremedi. Son pozisyonda mecbur kalmasa Alper'e yine sarı kart gösteremezdi, yani etkilendi.

Hakemlik yaptığınız dönemlerinizde herhangi bir maçtan sonra verdiğiniz kararlardan dolayı pişmanlık duyduğunuz oldu mu?

       Olmaz mı? Çok var ama hangi pozisyon dersen söyleyemem, hatırlayamam. Ama maç bittikten sonra günlerce evden çıkmak istemediğim oldu. Çünkü vermiş olduğum karar maçın kaderini etkiledi. O anda ben doğru olduğuna inandığım için vermiştim. Verdiğim yanlış kararların sebeplerini düşünürüm. Gece uykusuz mu kaldım? Sabah erken mi kalktım? İyi antrenman mı yapmadım? Yoksa baskı altında mı kaldım? Bunların hepsini ben biliyorum, sebebini buluyorum. Benim evimde bir defterim vardır, o defterime kendime özeleştiri yaparım. "Korktun da mı penaltıyı veremedin? veya korktun da bu adamı atamadın?" dediğim çok ağır ithamlar vardır bu defterde. Bu şekilde aynaya bakıp kendinizle yüzleşemezseniz gelişim kaydedemezsiniz.

Hakemlik yaptığınız dönemde yönettiğiniz maçlarda sizi en çok zorlayan oyuncular kimlerdi?

       Hagi, Bülent Korkmaz, Emre Belözoğlu, Okan Buruk, Kemalettin Şentürk, Uche, Arif Erdem, Ali Eren Beşerler, Recep Çetin, Şifo Mehmet, Alpay Özalan isimlerini sayabilirim. O dönemde çok agresif oynayan oyuncular vardı. Şimdiki hakemlerimiz bu konuda daha şanslı. Günümüzde oyunun ve hakemin kimyasını bozan birkaç oyuncu var sadece. Emre Belözoğlu, Felipe Melo, Sabri Sarıoğlu ve Bursaspor'dan Civelli bunlardan bazıları.

Süper Lig'de uygulanan yabancı oyuncu sınırlamasını nasıl buluyorsunuz? Sizce bu uygulama Türk futbolunun gelişimine katkı sağlar mı?
       Ben sınırlamaya karşıyım, açık olması lazım. Neden derseniz deyin, Türk futboluna yılda 421 milyon dolar akıyor. Bu konuda Avrupa'da 6.sıradayız. Bu kadar para harcanırken her takımda 4 oyuncu tribünde. 18 takımda 72 oyuncu yapıyor ve kişi başı ortalama maliyetleri 2 milyon dolar olsa 150 milyon dolar tribünde oturuyor. Kim olursan ol senin bu kadar lüks harcama yapmaya hakkın yok. Rekabetin arttığı yerde başarı olur, sınır yerine kota koy. Misal 10 kez milli olmayan oyuncuyu aldırma, kaliteyi arttır. Şu an TFF'de bulunan arkadaşlarımıza soruyorum: Kulüp yönetirlerken en çok onlar bağırıyordu sınırlama olmasın diye şimdi ne oldu peki? Soruyorum onlara, madem Türk futbolunu bu kadar düşünüyorsunuz, alt yapıya ne kadar ağırlık veriyorsunuz? Neden genç oyuncu oynatma zorunluluğu getirmiyorsunuz? Milli Takım Avrupa'da 49. sırada. Bundan önceki yönetimde de aynıydı daha öncekinde de. Baktığınız zaman Hiddink Hollanda'daki villasından milli takımı yönetiyordu. Bizim ona verdiğimiz parayla neredeyse Hollanda ekonomisi düzeldi. Böyle bir yöneticilik anlayışı olur mu? TFF'yi yönetenlerin çok akil adamlar olması gerekiyor. Futbolun içinden gelen adamlar olmaları şart ki doğru kararlar alabilsinler. Fatih Terim'in milli takımın başına gelmesi TFF'nin başarısızlığının üzerini örtmekten başka bir şey değildir ama Fatih Hoca'nın yeni bir yapılanmayla sorunu çözeceğine inananlardanım. Çünkü o bir usta.
Şu an görevde olan MHK'nin yönetimini ve tutumunu nasıl buluyorsunuz?
       Şu an MHK Başkanı olan Zekeriya Alp eski bir futbolcu abimiz. Saygı duyduğum bir insandır  ama maalesef biz 2 yıldır MHK başkanı yetiştirme çabası içindeyiz. Bizde MHK Başkanı olabilecek hakemlikten gelmiş insanlar var ama biz ilgisiz kişileri başkan yapmaya çalışıyoruz. Ben eski bir hakem olarak bunu içime sindiremiyorum. Zekeriya Alp bence sembol olarak orada. Arka planda Yüksel Okçuoğlu, Ünsal Çimen ve gizli başkan olarak Oğuz Sarvan'ın görevi götürdüğünü düşünüyorum.

Şu an hangi işlerle meşgulsünüz? Boş zamanlarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

       Bir inşaat şirketim vardı ama bıraktım o işi. Çünkü yalanı dolanı çok olan bir iş. İllallah dedim artık yapmıyorum. Boş zamanlarımda spor yapıyorum, futbol oynuyorum. Ayrıca TV yorumculuğu yapıyorum, maç seyretmeyi seviyorum. Hakemlik dönemlerimde aileme ayıramadığım zamanları onlara ayırıyorum.

Son olarak genç hakemlere ve hakem olmak isteyenlere ne gibi önerilerde bulunursunuz?

       Genç hakemlere şunu söylemek istiyorum; kursu bitirdim, düdük öttürdüm, bayrak salladım artık hakemim diye düşünmesinler. Bu iş o kadar basit değil. Öncelikle dil eğitimini layıkıyla almaları gerek. Beşeri ilişkilerini yüksek tutmaları, asosyal olmamaları, Avrupa ve dünya futbolunu takip etmeleri gerek. Ülkemizdeki oyuncuların tüm özelliklerini bilmeleri şart. Hangisi kendini kolay atar, hangisi topa hangisi rakibe agresif girer, karakterlerini bile bilmek zorunda. Sürekli okumaları ve dünya futbolunu takip ederek kendilerini geliştirmeleri gerek. Şu an bunu en iyi yapan Cüneyt Çakır'dır. Gidin sorun, hangi takımda kim oynuyor saysın. Bu da hakemliği kolaylaştıran unsurların başında gelir.

Röportaj: Emin ÖRNEK
Bu röportaj TransferMerkez.com tarafından yapılmıştır, tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Yorum Gönder

 
Top