0
      Futbol her yerde, her zaman çok güzel ancak kulüp futbolu için Şampiyonlar Ligi sanki soğanın cücüğü, yoğurdun kaymağı, lahmacunun göbeği gibi. Logosu, müziği, topu, havası, demeçleri bile ayrı bir elit. Kısacası bir Galatasaraylı olarak her sene gruplardan çıkıp bir yada iki tur daha oynamayı, her sene lig şampiyonu olmaya tercih ederim.

      Öncelikle Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi çeyrek finaline çıkma mücadelesinde karşılaştığı rakibinin şu anda Premier Lig lideri, teknik direktörünün "Dünyanın en iyi 3 teknik direktörü kimdir?" sorusuna verilecek cevaplardan bir kişi ve kadrosundaki futbolcuların da 3-5 yıl sonrası için ülkemize gelse bile yıldız olarak görüleceği bir takım olduğunu hatırlatmak isterim.

      Drogba başta olmak üzere, Sneijder, Mourinho ve Mancini ile birlikte hikayesi daha da artan maçın öncesindeki demeç savaşlarına dikkat çekmek isterim. Aslında maç, eşleşme gerçekleştiğinde başlamıştı bile. Mancini'nin kendi takımına neredeyse hiç tur şansı vermemesi, Mourinho ve Chelsea kulübünün Drogba'yı pohpohlayıp bizi dev aynasına baktırmaya çabalaması aslında her iki tarafın da turu ne kadar istediğini ve rakibinden ne kadar çekindiğinin kanıtıydı.

       Sahadaki oyunla ilgili düşüncelerime geçmeden önce birkaç kelime ile taraftara ve stadyuma değinmek istiyorum. Özellikle metro çıkışında yapılan suni kar konsepti, belki de sezonun en önemli maçı olan ve taraftarın taraftarlık dersini başarıyla geçtiği iki günlük Juventus maçı serüvenine atıfta bulunan çok iyi düşünülmüş bir organizasyondu. Taraftar her zamanki gibi yine harikaydı. Arena ise düzelen zemini ve oluşan atmosferi ile tam bir Avrupa deplasmanı haline gelmiş gerçek bir "aslan yuvası" gibiydi.

        Gelelim maça. Mourinho'nun birkaç hamlesi var ki bence maç için çok kritik önem taşıyor. Bu hamlelerden biri Azpilicueta'ya göre daha yavaş olan ancak pozisyon almasını iyi bilip fizik kuvveti daha yüksek olan Ivanovic'i Sneijder tarafında, Ivanovic'e göre daha hızlı ve atletik olan Azpilicueta'yı da Ashley Cole'a tercih edip çıkana kadar Hajrovic, daha sonrada Burak tarafında tercih etmesi buralarda etkili olmamızı engelledi. Ayrıca Galatasaray'ın belki en iyi olduğu merkez orta saha bölgesinde Oscar'ın kaybolacağını bildiğinden onun yerine zaten sıkıntılı olduğumuz kanatlarda Schürle ile başlaması da çok akıllıcaydı ki meyvesini aldı. Golü Schürle-Azpilicueta yapımıyla buldular. Buna ek olarak Sneijder'in sola yakın oynamasını fırsat bilip Mikel'i kenarda oturtup orta sahayı daha kreatif oyunculardan oluşturması ilk bölümdeki orta saha üstünlüğünün Chelsea'de olmasının sebebiydi.

          Peki Mourinho'nun bu hamlelerine karşı Mancini neler yaptı? Maçın 30. dakikasına kadar tanıyamadığım, geldiği günden bu yana oturtmaya çalıştığı sistem ile çelişen bir Mancini vardı. Belki tüm Galatasaraylıları gerekliliğine sancılı bir şekilde ikna ettiği Ceyhun Gülselam gibi bir orta saha amelesini böyle bir maçta tercih etmemesi  kafamı karıştırdı. Ayrıca bu kurgudan neden vazgeçtiğine baktığımda ise cevap daha yaratıcı bir ofans hattı yaratmak olduğunu gördüm. Hajrovic eğer 3'lü forvetin solunda, Sneijder forvet arkasında, solda gerçek bir  kanat oyuncusu ve Burak-Drogba ikilsinden birinin tercih edildiği bir sistem olsaydı, Hajrovic dahil herkes etkili olabilirdi. Ancak Hajrovic topla buluştuğunda pas tercihi olarak etrafında sadece Eboue'nin oluşu, her ikisinin de birçok pas hatası yapmasına neden oldu ki golü de böyle bir pozisyon sonrasında yedik. Ayrıca oynayabilecek bir Semih varken neden Hakan Balta'nın tercih edildiğini galiba uzun yıllar anlayamayacağım. 

          Hajrovic-Yekta değişikliğinden sonra orta sahamız normale dönerken Chelsea'nin oyun üstünlüğü de son bulmuş oldu. Ancak aynı normalleşme ofans hattımızda yaşanmadı. Çünkü Sneijder ve Burak hala doğru yerlerinde değillerdi. Burak'ı takas futbolcusu yapan sağ çizgi sendromu, Sneijder'in ise maçtan sonra yakındığı topla buluşamama sorunları mevkilerinin sonucuydu. Ayrıca desteklenemeyen bir Drogba sadece uzun top indirmede işe yaradı ki Ali Lukunku'dan farklı bir performans sergileyemedi. Bana göre sahanın en iyileri ise iki Brezilyalımız Melo, Telles ve yaptığı hataya rağmen Muslera idi. 

         Tur şansımızı devam ettiren golü ise belki de kaderin bir cilvesi olarak yıllardır ön direğe attığımız kornerlerden bir tanesi doğru yere ulaşınca, yan toplarının kuvvetliliği ile bilinen bir İngiliz takımına karşı, transfer fiyaskosu olarak görülen Chedjou(jejuu) tarafından bulduk. Golden sonra ise klasik Arena Galatasaray'ına dönüştük. Semih'in de girmesiyle riskli ama ferah bir defans hattı, istekli bir orta saha ve durgun bir ofansif hat.

          Terry'nin pozisyonuna da kısaca değineyim. Evet profesyonelce yapılmış bir emek hırsızlığı var ancak Donk'un pozisyonu ile aynı değil. Özellikle hakemin yaptıkları bakımından çok ciddi bir fark var. Bizde hakem topçuya güvenip oyunu durdurmakta geç kalırken, dün hakem derhal oyunu durdurdu. Burak hayatının vuruşunu yaparken Cech topa müdahale etmedi. Ayrıca maçın tekrarı konusunu gündeme gelirse aynı skoru yada daha iyi bir skorun elde edilip edilemeyeceği konusunda muhasebenin iyi yapılması gerektiğini düşünüyorum.

         İkinci maç öncesi geriye çekilip baktığımızda oldukça normal bir skor elde ettik. Daha  doğrusu Chelsea'ye "Biz de bu turu geçebiliriz." mesajını verdik. Mancini ilk 30 dakika ve sonraki 60 dakika olarak ilk iki(!) maçtan ders alırsa Londra'da kafa kafaya bir maç bizleri bekliyor olabilir.  Geçen sene birinci Schalke maçından sonra da söylediğim gibi şimdilik herşey normal, panik yok, şans var.

Yorum Gönder

 
Top