0
       Ligin bitimine 1 (bir) ay kala, Fenerbahçe matematiksel olarak şampiyonluğunu ilan etti. Her Şampiyon kulüp taraftarı gibi Fenerbahçe Spor Kulübü taraftarı da şampiyonluğu “Fenerbahçe Cumhuriyeti'nde” fakat biraz dozunu kaçırarak kutladı!

       Fenerbahçe Spor Kulübü, 2011'den bu yana zorlu bir süreç geçirdi, uzun süre TFF PFDK, TFF Tahkim, UEFA ve en son CAS da kulüp bazında; 2 (iki) yıl, aynı fiili tekrarlaması halinde artı 1 (bir) yıl daha, Avrupa Kupaları'ndan Men cezası aldı. Bir spor kulübü açısından büyük gelir kaybı olması bir yana, manevi olarak da yorucu bir süreç. Sıkıntılı dönem sonunda gelen şampiyonluğu kutlamak da Fenerbahçe taraftarının en doğal hakkı.

       Fakat; bu kutlamanın bir de gündüz gözü ile gözüken ağır faturası var. Sevincin dozunu kaçıran taraftarların meydana getirdiği bir sonuç var. Peki bu olaylarda kulüplerin sorumluluğu hiç mi yok?  Semt takımları adını aldıkları semt ile anılır. Beşiktaş için Çarşı, İzmir için Göztepe, Karşıyaka neyse, Fenerbahçe için Bağdat Caddesi de öyle sembol bir yer. Sembol ancak bir o kadar kamuya açık yerler. Bu nedenle başka bir kulübün gelir elde etmek amacı ile kendi dükkânını açması da en doğal hakkı, fakat bu mağazayı tahrip etmek kimsenin hakkı değil.

       Ceza Kanunu açısından, tahribatı meydana getiren şahısların tespit edilmesi halinde alacakları cezalar bir yana, kulüplerin de bu çıkan olaylardan dolayı sorumlu tutulması gerekir. Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde düzenleme bu yönde iken bizdeki uygulama bu yönde değildir. Örneğin; İspanya, İtalya ve İngiltere de saha dışında çıkan olaylar nedeniyle kulüplere ağır cezalar çıkarılmaktadır.

       UEFA ve FIFA, genellikle saha dışında çıkan olaylardan dolayı da spor kulüplerinin sorumlu tutulması gerektiği ilkesini benimsiyor. Bundan dolayı da ciddi cezalar verilmesi gerektiğini söylüyor. Bunun en büyük ve en güzel örneği İngiltere'dir. Holiganlığın tırmandığı ve önüne geçilemediği dönemde, İngiliz Kulüpleri Avrupa Kupalarından 5 (beş) sene men edilmiştir. Yanlış anlaşılmasın; UEFA, FIFA ya da CAS kararı ile değil, İngiltere Parlamentosu kararı ile.

       Peki bizde durum nasıl? Meşhur "Sporda Şiddetin ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun"a bakalım. Kanunun amacı, adından da anlaşılacağı gibi, sporda şiddetin ve düzensizliğin önlenmesi. Peki kim hangi şiddetten, hangi fiilden sorumlu, sorumluluk alanı ne kadar? Kanunumuz "spor alanlarında ve çevresinde" ibaresini sık sık kullanmış, ancak ne kanunun 3’üncü maddesinde, ne de diğer maddelerinde spor alanının çevresinin neresi olduğu yazılmamıştır. “Bağdat Caddesi” spor alanı çevresi midir? Çevresi ile spor kulübü nereye kadar, il ve ilçe emniyetin ne kadar? İstanbul Emniyet Müdürlüğü Spor Bürosu nereye kadar sorumlu? Tabi biz bunların cevabını ilgili kanundan alamıyoruz.

       6222 sayılı Kanunun 10’uncu maddesinde şöyle bir ibare var; “Spor müsabakalarında, müsabaka alanının çevresinde bulunan ve insan hayatı açısından tehlike oluşturabilecek yerlerde müsabakaların seyredilmemesi için il veya ilçe spor güvenlik kurulları gerekli önlemlerin alınmasını sağlar" Peki, alınmasını nasıl sağlar? Saha içinde olduğu gibi özel güvenlik yoluyla sağlatılmasını mı sağlar, yoksa kendi bizzat mı sağlar? Gördüğünüz gibi sorguladıkça bir yere varamıyoruz. Sorunlar büyüyor.

       Bir kanunun hazırlanmasında asıl amaç sorun çözmektir, gel gör ki mevcut kanunlarımızla sorun çözmek bir yana bizler sorun arttırıyoruz. Getirilecek bir düzenleme ile spor müsabakaları sonrasında meydana gelen olaylardan dolayı kulüplerin de sorumlu tutulması şarttır.

Yorum Gönder

 
Top