0
       20. yüzyılın son haziran ayında güneşin batmadığı imparatorluğa, turistik amaçla yolculuk etmiştim. Üç haftalığına kaldığım, yağmurlu, kasvetli ve kurşuni gökyüzüne sahip bu ülke ufkumun açılmasını sağlamıştı: Diğer Avrupa ulusları gibi İngilizler'in de geçmişine bu denli sahip çıkışlarını ilk kez o dönem yaşadım. Benim gibi dünyanın dört bir yanından gelen insanlar da 15. bilemediniz 16. yüzyıldan kalma yapıların nasıl bu denli ayakta duruşuna, altın gibi ışıl ışıl parlayan ihtişamına ve ait olduğunu dönemin ruhunu bozmadan tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilişine hayrandı mutlaka.

       Turizm ülkesi olarak addedilen, fakat turizm denince aklına yalnızca "deniz, kum, plaj" üçlemesinden başka hiçbir şey gelmeyen Türkiye, maalesef geçmişi koruma ve onun ruhunu yaşatma konusunda her daim sınıfta kalmayı sürdürüyor: İzmir'in ve İzmirli'nin gözbebeklerinden Alsancak Stadı'nın geçtiğimiz günlerde sözde depreme dayanıklılık testini geçememesinden ötürü kapısına kilit vurulmuştu. Üstelik mezkur raporun stadın sahibi Altay Kulübü'ne gösterilmeksizin TFF'ye gönderildiği iddiaları da ayyuka çıktı; doğal olarak başta Altaylılar olmak üzere İzmirliler ayağa kalktı. Günümüzde en sağlam binaların kolon güçlendirmesinin 10 günü bulmasını ve viyadüklerin bile 70 günde sıfırdan inşaa edilmesini göz önünde bulundurursak, bu tarihi stad hakkında böylesine bir karar verilmesi insanın aklına "acaba bu işte rant mı var" sorusunu getiriyor.

Atatürk Stadı'nın durumu.
       O stad ki; Roma, Marsilya, 1860 Münih ve Atletico Madrid gibi devlerin diz çöküşüne, Süper Lig tarihinin ilk golüne, Türkiye Kupası'nın ilk defa İstanbul dışına çıkışına ve ilk defa bir Anadolu takımının (Trabzonspor) şampiyonluğunu ilan edilişine sahne olmuş tarihi bir arena. Halbuki kentin stad yükünü çeken (!) bir diğer stadta durumlar daha da vahim: 1971 yılında Akdeniz Oyunları için inşaa edilen ve futbolseverlerin "tribünleri sahaya çok uzak" diye şikâyet ettiği Atatürk Stadı resmen sefilleri oynuyor; devasa stad atıl durumda, bakımsızlıktan dökülüyor, çatıyı kaplayan tahtalar bile çürümeye yüz tutmuş. Zaten stadın depremin dayanıklı olup olmadığın anlamak için rapora gerek yok. Futboldan pek anlamayan kuzenlerimi geçen yılki Altınordu-Kocaelispor maçına davet etmiştim; onlar da müsabaka esnasında stadın bakımsızlığını hemencecik çakozlayıverdiler.

       Hal böyleyken, 2012'in 2 Mayıs'ında GSİM, TOKİ ile Örnekköy'deki araziye karşılık Alsancak'ın ve diğer tesislerin devir teslim protokolünü sessiz sedasız imza atmıştı; fakat tepkiler üzerine geri adım atıldı. Hattâ Binalı Yıldırım ve Suat Kılıç, Alsancak hakkında hassas davranacaklarına dair beyanatlarda bulunsalar da Ocak 2013'te TOKİ, Alsancak'ta yeni proje için zemin etüdü ve sondajlar yaptırdı.

       Elbette zaman ilerledikçe bir takım değişiklikler, atılımlar ve yenilikleri de beraberinde getirecektir; buna kimsenin itiraz olmaz. Ancak bir bireyi birey, kurumu kurum ve kenti kent yapan bir takım değerler vardır; o değerler o bireyin, kurumun ya da kentin kimlik kartı görevindedir. Zamanın en önemli simgesi olan saatin bile değişimi gösteren olmazsa olmazı vardır: Akrep ve yelkovan.

Yazar: Erkan ADAY

Yorum Gönder

 
Top