0
        Seneler önce, U12 liginde iddialı bir maçtaydık. Şehrin iki güçlü takımı, “derbi” maçına çıkmıştı. Abilerinden öğrendikleri kazanma yeminleriyle maça çıkan gençler, deyim yerindeyse canlarını dişlerine takmış, gol mücadelesine girmişlerdi.

        İlk yarının sonlarına doğru, sağ bek olan takım kaptanı kendisine yapılan kayarak müdahale sonucunda sakatlandı. Sağlık ekibi oyuncuyu kenara aldığında, tam gözümün önünde oyuncunun ağrıdan kıvrandığını görebiliyordum. Bir yandan hıçkıra hıçkıra ağlıyor, bir yandan da “beni çıkarmayın” diye antrenörüne bağırıyordu. Sağlık ekibi ise değişiklik olması gerektiğini öneriyordu.

        Telin arkasından bu yaşananları izlerken, oyuncuma “Kaptan” diye seslendim; “Biliyorum takımını yalnız bıraktığını düşünüyorsun. Ama ayağın bu haldeyken devam etmeye zorlarsan takımdan daha uzun süre ayrı kalacaksın. Takımın senin adına da en iyi mücadeleyi verecek, onlara güven.”

        Yerde kıvranan oyuncum kafasını kaldırdı ve hala unutamadığım bir bakışla cevap verdi; “Hocam, biliyorum takım en iyi şekilde oynar. Ama ben babama bu maçta gol atacağım için söz vermiştim. Şimdi onun yüzüne nasıl bakarım?”

        Sanırım oyuncuların üzerinde hissettiği aile baskısını daha iyi anlatan bir cümle olamazdı. Oyuncumun babası –diğer pek çok baba gibi- çocuğunun çok yetenekli olduğuna ve ileride büyük bir futbolcu olacağına inanıyordu. Önemli maçlarda tam süre almasının hatta gol atmasının şart olduğunu düşünüyor, bu konuda çocuğuna baskı yapıyordu. Peki bu baskılar nasıl sonuç veriyordu?

        Ailelerin çoğu kabul etmeye yanaşmasa da, çocuklar –yaşları kaç olursa olsun- etraftan verilen mesajları doğru şekilde yorumlarlar. Örneğin “Önemli olan iyi oynaman, sonuç umurumda değil” diyen bir veli, maçın sonunda ilk tepki olarak “O gol de kaçar mı, sağ ayağına alıp vursaydın ya..” dediğinde aslında skorun kendisi için daha önemli olduğunu hissettirmektedir. Oyuncu da bunu o kadar iyi hisseder ki, söylenen cümlelerin altında yatan gerçek mesajları üzerinde bir baskı unsuru olarak hisseder.

        Üzerinde bir baskı unsuru olarak hisseder. “Ben onun iyiliğini düşünüyorum” diyen velilere ise şunu söylemek isterim; Her sporcu birbirinden farklıdır. Dolayısıyla her sporcunun motive olma biçimi de birbirinden farklıdır. Siz çocuğunuzu kendi doğrularınızla motive etmeye çalışırken aslında onun üzerinde bir baskı oluşturuyor olabilir misiniz? Onu “iyi bir futbolcu/sporcu/öğrenci vb" olmasa da çok seveceğinizden emin mi? Bunları ona söylüyor musunuz yoksa hissettiriyor musunuz? Diğer bir deyişle, diliniz ve davranışlarınız aynı şeyi mi söylüyor?

        Kuşkusuz tüm bu sorularım, özellikle alt yapılarda çalışan antrenörlerimiz için de geçerli. Unutmayalım ki, gerçek performanslar, sporcu üzerinde olumsuz bir baskı hissetmediğinde ortaya çıkar. Sporcuyu dışarıdan zorlamalar ve yönlendirmelerle bir yere kadar taşıyabilirsiniz. Ancak yaşamı boyunca tutkuyla bu sporu sürdürmesini istiyorsanız, o zaman onun önünde ya da arkasında değil, yanında yürümeyi önemsemelisiniz.

Klinik ve Spor Psikoloğu

Yorum Gönder

 
Top