0
        Profesyonellerin mesleklerini icra ederken, uyruklarına göre değerlendirilmesine hep karşı çıkmışımdır. Türk vatandaşı olmadığı için kontenjana takılarak sözleşme imzaladığı kulüpte sahaya çıkamayan oyuncuların durumunun ise insan ayrımcılığının en somut örneği olduğunu düşünürüm. Jean Marc Bosman her ne kadar Avrupa Birliği içerisinde bu ayrımcılığın en azından kıtasal bir ölçüte ulaşmasını sağlasa da Türkiye Futbol Federasyonu matbaanın geç gelişinin getirdiği tarihsel alışkanlıklardan olsa gerek belirli ölçütlere dayalı sınırsızlığı ancak yeni uygulamaya koymuştur. Kurallara bağlanan sınırlamalar bana göre yanlıştır fakat bu durum, futbolcu veya teknik direktörlerin ait oldukları kültürlerin etkilerini taşıdığı ve icra ettikleri mesleklerine yansıttıkları gerçeğini göz ardı etmemizi gerektirmez. Futbol ekolleri de tam bu doğrultuda varlıklarını sürdürür. Önemli olan seçim serbestîsinin sektörün işverenleri olan kulüplere bırakılmasıdır. Daha başka bir deyişle, Türk oyuncuların çok olduğu bir kadronun arkadaşlık iletişim vesaire gibi unsurlar sebebiyle daha başarılı olacağına inanan bir kulüp yönetiminin de tüm kadroyu yabancı oyunculardan kurmayı planlayan bir kulüp yönetiminin de önünde tepeden inme kural ve sınırlamalar olmamalıdır.

        Teknik direktörlerinin sahip oldukları kültür ve alışkanlıkların futbol takımlarının kimliklerinin üzerinde herhangi bir futbolcunun kültürüne kıyasla çok daha belirleyici olduğu açıktır. Çünkü teknik direktör idarecidir, sorunlara çözüm üretendir ve oyunun asıl aktörlerinin en yakın iletişim kaynağıdır. Yerli / yabancı teknik direktör kıyasının toptancı tek tipçi anlamsız bir çaba olduğu ve asıl kıstasın iyi / kötü teknik direktör olması gerektiği fikrim sabit olmakla birlikte, tam da yukarıda bahsettiğim kültür ve alışkanlıkların getirisi midir bilinmez çok çarpıcı bir istatistikle karşı karşıya olduğumuz bir gerçektir.

        Dikkatinizi çekti mi bilmem Türkiye Süper Ligi’nde son 8 sezonu şampiyonlukla kapatan takımların teknik direktörlerinin tamamı Türk’tür. Bu istatistiği daha da ilginç kılan 1959’da kurulan Milli Lig (Türkiye Süper Ligi) tarihinde bu kadar uzun süre üst üste Türk teknik direktörlerin şampiyon olduğu bir süreç yaşanmamıştır.

2007-2008 sezonunda Galatasaray’ı bitime 5 hafta kala devralan Cevat Güler’in şampiyonluk ipini göğüslemesinin ardından sırasıyla,
2008-2009 sezonunda Mustafa Denizli’nin Beşiktaş’ı,
2009-2010 sezonunda Ertuğrul Sağlam’ın Bursaspor’u,
2010-2011 sezonunda Aykut Kocaman’ın Fenerbahçe’si,
2011-2012, 2012-2013 sezonlarında Fatih Terim’in Galatasaray’ı
2013-2014 sezonunda Ersun Yanal’ın Fenerbahçe’si
Ve geçtiğimiz sezon Aralık ayında göreve getirilen Hamza Hamzaoğlu’nun Galatasaray’ı şampiyon olmuştur.

        Bu veri ışığında değerlendirme yaparak Türk teknik direktörlerin başarılı olacağı ihtimalini yüksek görmek de, yabancı teknik direktörlerinin başarısızlığını göstermek de aynı toptancı bakış açısının bir tezahürü olacaktır.  Belki de her şey tatlı bir tesadüften ibarettir.

Peki ya konu Beşiktaş olursa?

        Yerli genç oyunculardan kurulu bir takımı, transferleri üzerinde UEFA gözetimi, 31 Mayıs 2004’te girdiği yanlışlar silsilesi ile gelen maddi problemleri mevcut olan ve henüz bir stadı olmayan bir kulüpten söz ediyorsak doğru seçimi yaparken işin içerisine kültür ve alışkanlıklarında girmesi gerekliliğini görebiliriz. Evet, Beşiktaş’tan ve yeni teknik direktör seçiminden söz ediyorum. Beşiktaş’ın teknik direktörünün neden Türk olması gerektiğini yukarıdaki istatistikten tamamen bağımsız kalarak hatta saha dışı etkenleri daha çok göz önüne alarak kendimce anlatmaya çalışacağım.

Basında ismi öne çıkan örnekler üzerinden gidelim ve biraz empati yapalım.

Siz Juande Ramos olun ben yetkili Beşiktaş yöneticisi,
Sizi Beşiktaş’ın başında görmek istiyoruz ama bahsetmemiz gereken bazı durumlar var;

        Stadımız devre arasına yetişse dahi 17 ilk yarı 8-9’da ikinci yarı olmak üzere toplam 26 maç kendi sahamızda oynayamayacağız, maddi sıkıntılarımız varmUEFA’nın gözü üzerimizde, transfer listenizdeki oyuncuları muhtemelen alamayacağız, hakemlerin aleyhimizde bu kadar ucuz düdükler çalmasına engel olacak lobimiz yok, Demba-Sosa ve birkaç oyuncumuzu tanıyorsunuzdur ancak gelin size Atınç’ı Günay’ı Necip’i anlatalım. Unutmadan bir de taraftarımız var dillere destan.

        Vereceğiniz cevap muhtemelen şu olur, Benim CV’mde 2 UEFA Kupası, Tottenham, Real Madrid yazıyor ve siz bana takımımı tercih ettiğim yeni oyuncularla kuramayacağım, daha evvel tecrübe etmediğim bir ülke ve ligde üstelik yolumuzda bu kadar engel varken görev teklif ederek şampiyon olmamı umuyorsunuz.

Önümüzde kendisini tanımadığımızdan emin olamadığımız 2 seçenek var,
  1. Gider paramı alır kovulursam da tazminatımı alırım.
  2. Engeller beni yolumdan çeviremez ben başarılı olmaya çalışırım. (Olabilir misiniz? Düşünün) (Juande Ramos özelinde tüm ilk Türkiye deneyimi yaşayacak kariyerli teknik direktörleri kastetmekteyim.)

Şimdi de Mircea Lucescu olun;

        Sizi Beşiktaş’ın başında görmek istiyoruz, kulübü ve ülkeyi yeterince tanıyorsunuz başarılı olacağınızı düşünüyoruz. Yine de anlatmamızı istediğiniz bir konu var mı?

- Ben Türkiye’de Galatasaray’da şampiyon oldum, kovuldum.

        Ertesi yıl Beşiktaş’la şampiyon oldum, sonraki sezon ikinci şampiyonluğum gasp edildi. Bana anlatmanız gereken bir şey tabii ki var. Gerçekten 2003-2004 sezonunda ne oldu?

        Türkiye’de 3 sezonda 2 kez şampiyon oldum Ukrayna’da ise 11 sezonda 8 kez, gördüğünüz gibi ben hala aynıyım. Emininim Türkiye de aynıdır. Cem Papila yoksa Barış Şimşek vardır. Stad falan sorun değil ben zaten savaşın ortasındayım. Maçlarımın bir kısmını ülkenin tam öbür tarafında Lviv’de oynadım. Üstelik 11 yıldır neredeyse her istediğim futbolcu alınmışken şimdi Beşiktaş’a gelmek… Boşluğu siz doldurun. Teklifi kabul eder misiniz?

Gelelim adı geçen Türk Teknik Direktörlere,

Şenol Güneş veya Mustafa Denizli ne cevap verir?

Sizi Beşiktaş’ın başında görmek istiyoruz fakat kulübün içerisinde olduğu sıkıntılardan söz etmek isteriz;
-    Hepsini biliyorum. Hadi başlayalım.

        Yeni teknik direktöre kulübü anlatmak, ciddi bir efor işidir. Teknik direktörün kulübe alışması ise yine ciddi biz zaman işidir. Beşiktaş’ın ise efor ve zaman kaybetmeye ne takati ne de sabrı kalmamıştır.
Yorum sizin.

Hazırlayan: Ahmet DUMLU

Yorum Gönder

 
Top