0

          Spor Toto Süper Lig Turgay Şeren Sezonu’nda ilk devre geride kaldı. 16 hafta oynanan sezonun ilk yarısını ve 14 Ocak’ta başlayacak ikinci yarıda yaşanabilecek senaryoları, yazarımız Anıl Yazar sizler için değerlendirdi.

Medipol Başakşehir
          Süper Lig’de son iki sezonu ilk dörtte tamamlayan Medipol Başakşehir, sezonun ilk yarısında Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe’nin yaşadığı istikrarsızlığı fırsata çevirerek zirveye çıktı. Süper Lig’in ilk yarısını namağlup lider tamamlayarak bu konuda Avrupa liglerindeki sayılı takımlardan biri olan Başakşehir, hızlı, geçiş futboluyla ligin ilk yarısını lider tamamladı. Abdullah Avcı’nın birbirini tamamlayan parçalardan oluşturduğu uyumlu takım, top rakibe geçtiğinde birbirine yaklaşarak topun arkasına geçiyor. Avcı’nın öğrencilerinin alamet-i farikası da işte bu noktada ortaya çıkıyor. Orta sahada kazanılan toplarla hızlı çıkan Başakşehir, kanat oyuncularının hızı ve süratiyle rakip kaleye kısa sürede giden bir takım. Bu sezon Emre Belözoğlu’nun da takıma katılmasıyla oyunu yönlendiren oyuncu konusunda da eli güçlenen Abdullah Avcı’nın takımı, duran toplardan da ligin en çok ekmek yiyen takımı oldular.

          Hücum anlamında olumlu şeyler söylediğimiz Başakşehir’e, aynı şeyleri savunması için de konuşabiliriz. 11 golle ilk yarının en az gol yiyen takımı olan İstanbul ekibi, 7 karşılaşmayı gol yemeden tamamladı. Başakşehir takım halinde topun arkasına geçerek rakibini bekleyen ve gafil avlayan bir takım olsa da, özellikle Beşiktaş deplasmanında Cengiz ve Mehmet Batdal’ın rakip stoperlere yaptıkları baskı, Başakşehir için oyunun hem savunma hem de hücum planları içinde yer alan bir faktördü.

          İlk yarının son haftalarında temposu düşen Başakşehir, biri Beşiktaş deplasmanı olmak üzere son 5 haftada 4 beraberlik aldı. Özellikle Gençlerbirliği ve Adanaspor beraberliğiyle, son 5 haftadaki tek galibiyet olan Trabzonspor maçında iyi bir görüntü çizmedi Abdullah Avcı’nın takımı.  Oyun planı rakibini sabırla bekleyip, orta sahada kazanılan toplarla hızlı hücuma çıkarak rakibini dengesiz yakalamak olan Başakşehir, karşısında kendisi gibi yarı sahasında bekleyen takımlar bulunca bocaladı. Avcı’nın takımının da defosu işte bu noktada ortaya çıktı. Başakşehir yarı sahasında alan bırakmadan bekleyen kompakt takımları açma konusunda henüz o olgunluğa sahip bir takım değil. Başakşehir’in ligin ikinci yarısında bu konuda göstereceği gelişim, onların lig sıralamasını doğrudan etkileyecektir.


Beşiktaş
          Son şampiyon Beşiktaş, sezonun ilk yarısını beklentilerin uzağında bir performansla bitirdi. 35 puan toplayarak lider Başakşehir’in 1 puan gerisinden zirve takibini sürdürüyorlar ancak onların da sezonun daha sert geçecek ikinci yarısı için yol kat etmeleri gereken hayli meseleleri var. Şampiyonlar Ligi’ndeki dramatik sonun ardından UEFA Avrupa Ligi’nde yoluna devam edecek olan siyah-beyazlılar, ligdeki hedeflerine ulaşmak istiyorlarsa öncelikli olarak hem genel takım savunmasındaki sorunlarını halletmeli hem de stopere takviye yapmalı. Geçen sezon daha hücumdaki üretkenlik, savunmadaki defoları kapatıyordu. Ancak Gomez, Gökhan Töre ve Sosa’nın ayrılığından sonra ilerideki oyun ezberi yerle bir olan siyah-beyazlıların bu sezon hücumda yaşadığı üretkenlik sorunu, savunmadaki sorunları da daha fazla ortaya çıkardı. Rhodolfo’nun Gaziantepspor maçında Ghilas karşısında düştüğü zor durum, Marcelo ve Tosic’in konsantrasyon sorunları Beşiktaş’ın ilk yarıda bir hayli başını ağrıttı. Beck ve Gökhan Gönül’ün de yine yaptıkları kritik hatalar Beşiktaş savunma dörtlüsünün ilk yarıda zayıf bir görüntü çizmesine neden oldu.

          Beşiktaş’ın bu sezon şu ana dek istenen performansı yakalayamamasının bir diğer nedeni de forvetlerin etkinliği. Cenk Tosun ve Aboubakar ikilisi, bitiricilik ve rakip savunmayı rahatsız etme konusunda Gomez’in yarısı kadar bir performans göstermediler. Daha çok açık alanda ve kaos futbolunda (Deplasmandaki Napoli ve İstanbul’daki Benfica maçları) etkili olan Aboubakar, kalabalık savunmalar arasında etkisiz kaldı. Talisca’nın yokluğu da buna eklenince bu verimsizlik daha da çekilmez bir hal aldı. 4-3-3 oynama çabası içindeki Şenol Güneş’in, Ryan Babel takviyesi ve Talisca’nın da dönüşüyle birlikte ileri uçtaki bu verimsizliğe çare bulması yüksek ihtimal. Bu sezon Deportivo’da formda bir görüntü çizen Babel’in Beşiktaş hücumu için önemli bir koz olacağını ancak Quaresma ve Babel ikilisinin aynı anda sahada olmasının takım savunması açısında da önemli zaaflar doğurabileceğini belirtelim.

          Beşiktaş’ın bu sezon orta sahadaki isimlerden de istediği katkıları alabildiğini söylemek zor. Geride bırakılan iki sezona göre bekleneni veremeyen Olcay başta olmak üzere Atiba ve Oğuzhan da geçen sezonki standartlarının altında oynuyorlar. Burada mental bazı problemler yaşayan ve oyununa olan güvenini kaybeden Oğuzhan’ın performansının Beşiktaş’ı daha olumsuz etkilediğini belirtmeliyiz. Gökhan İnler transferiyle bu bölgede nitelik ve nicelik olarak bir artış yaşansa da, orta saha oyuncularının hücuma katkısı yetersiz kaldı.

          Beşiktaş için konuşulması gereken son özellikleri ise geri dönüşleri. Kuşkusuz 3-0’dan 3-3’e gelen Benfica maçı Şampiyonlar Ligi klasikleri arasında yer edindi. Siyah-beyazlılar bu sezon geriye düştüğü 7 maçı çevirerek, takım olarak vazgeçmeme karakterlerini sahaya yansıtsalar da, takımın maça başlarken yaşadığı konsantrasyon eksikliği ve aynı zamanda Şenol Güneş’in hatalı tercihlerle maça başlaması, Beşiktaş’ın başına sezonun ilk yarısında büyük sıkıntılar açtı. Sezonun geri kalanının daha sert geçeceğini düşündüğümüzde bu konunun hata kaldırmayacağı ve Güneş’in bu problem üzerine de yoğunlaşacağı kesin. Beşiktaş’ın geçen sezondan gelen ve bu sezon da silik bir futbolla geriye düştükleri maçları çevirmelerini sağlayan “winner” ruhu, Şenol Güneş faktörü ve bu sezon şu ana dek tam anlamıyla göstermeseler de sahip oldukları tempolu ve oturmuş futbollarıyla şampiyonluk için en şanslı takım olduğunu düşünüyorum.


Galatasaray
          Finansal fair-play kıskacı ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle son iki yılda kadro kalitesi bir hayli düşen Galatasaray, Süper Kupa’yı kazanarak başladığı sezona iyi bir başlangıç yaptı. Ligin ilk 7 haftasında 17 puan toplayan sarı-kırmızılılar, devam eden Trabzonspor, Adanaspor, Başakşehir ve Fenerbahçe maçlarında ise yalnızca Adana deplasmanında 3 puan çıkarabildi. Sezonun ilk yarısının son 5 haftasında ise 13 puan topladılar (tek beraberlik Osmanlı deplasmanı) ve oynadıkları futbol çok eleştirilmesine rağmen 33 puanla zirveyi 3 puanla takip etmeyi başardılar.

          Ligin ilk 5 sırasındaki takımlardan yalnızca Bursaspor’u yenebilen Galatasaray, Beşiktaş’a karşı Vodafone Arena’da 2-0 öne geçmesine rağmen bir puana razı oldu. Sarı-kırmızılılar, Başakşehir’e kendi evinde, Fenerbahçe’ye de deplasmanda yenilirken oynadığı silik futbolla büyük eleştiri topladı.
Sezona Jan Olde Riekerink yönetiminde giren Galatasaray, ligin topa en çok sahip olan takımlarından biri. Ancak Riekerink’in takımı topa olan hakimiyetini, hücum anlamında bir üretkenliğe ve tehditkarlığa çeviremiyor. Üstelik eğer rakip de topa sahip olmak istiyorsa, oyunun kontrolünü ele almakta bir hayli zorlanıyorlar. Ana oyun planı neredeyse Bruma’nın birebirleri üzerine kurulu olan Galatasaray, Bruma’yı kademe getirerek savunan takımlara karşı hücumda hemen hiçbir şey üretemedi. Buna Fenerbahçe’ye karşı Kadıköy’de 2-0 kaybedilen maçı net bir şekilde örnek gösterebiliriz.

          Topa sahip olma konusunda fazla sıkıntı yaşamadığını söylediğimiz Galatasaray’da, Bruma’nın haricinde Sneijder’in yaratıcılığı ve yönlendiriciliği de oyun içinde kullandıkları bir diğer silahları. Ancak Hollandalı yıldızın da, 2 gol-8 asistlik performansına rağmen sezonun ilk yarısında beklentilerden uzak kaldığını belirtmemiz gerekiyor. Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzonspor maçlarında ortalarda gözükmeyen Sneijder, ligin alt sıralarında yer alan Gaziantepspor, Alanyaspor, Çaykur Rizespor gibi takımlara karşı bu istatistiği yaptı. Ligin ilk 7 haftasında Galatasaray’ın parlayan ismi Tolga Ciğerci olmuştu. Orta sahadaki mücadelesi ve takıma kattığı direnç Galatasaray için çok değerliydi. Onun da kötü oynadığı Fenerbahçe maçı Galatasaray taraftarları için baştan sona bir eziyet şeklinde geçti. Tolga’nın sakatlığının sonrasında De Jong’un takıma çabuk adapte olması ise teknik heyetin başarısı olurken, Galatasaray için de çok önemliydi. Hem fiziksel hem de mental olarak kötü bir sezon geçiren Selçuk İnan’ın ligin ikinci yarısında göstereceği performans merak edilirken, ilk yarının son haftalarını kaçıran Tolga’nın takıma dönmesi ve De Jong’un da oyuna daha fazla ısınması Galatasaray adına çok önemli.

          Galatasaray’da ligin ilk yarısında en çok eleştiri alan isim Jan Olde Riekerink oldu. Oyuna müdahale etmekte sürekli olarak geç kalan Hollandalı hoca, spor kamuoyunun eleştirisini alanlardan oldu. Beşiktaş, Gençlerbirliği, Kasımpaşa deplasmanlarında oyunun kontrolünü kaybetmesine rağmen herhangi bir oyuncu değişikliği yada taktiksel hamle de bulunmayan Riekerink için bu konudaki tek artısı olarak Türk Telekom Arena’da ilk yarısını 1-0 geride kapattıkları Antalyaspor maçının ikinci yarısında yaptığı Lukas Podolski değişikliği ve dizilişini 4-2-3-1’den 4-4-2’ye almasını gösterebiliriz.

          Sezonun ikinci yarısı öncesi gelen haberler, Hollandalı hocanın orta sahada Tolga-De Jong-Selçuk’tan oluşan bir üçlüyü deneme düşüncesi olduğu yönünde. Ancak bu kez de ileriden bir ismi feragat etmeniz gerekecek ki bu isim şu anda Yasin Öztekin gibi duruyor. Eren Derdiyok’la birlikte 7’şer golle Galatasaray’ı ilk yarıda sırtlayan isimlerden olan Yasin, ilk yarının son haftalarındaki formuyla da dikkat çeken bir isimdi. Ancak Tuzlasporla oynanan kupa maçında gördüğü kırmızı kart sonrası takımdaki geleceği tartışma konusu olan oyuncunun, ikinci yarıda Rierkerink’in planlarında olup olmayacağı belirsiz. Riekerink’in 4-3-3’e benzer bir taktikle sahaya çıktığı takdirde, bu kez de takımın en yaratıcı iki ismi olan Sneijder ve Bruma’yı birbirinden ayrı kanatlara atarak bu iki ismin yaratıcılığını azaltma tehlikesi baş gösterebilir. Osmanlıspor deplasmanında atılan ilk golde, Sneijder, Bruma ve Yasin üçlüsünün birbirine yakın konumları ve Sneijder-Bruma ortak yapımı olarak hazırlanan ilk golü izleyenler bu dediklerimi daha iyi anlayacaklardır.

          Sezonun ikinci yarısı öncesi yaşanan sakatlıklar, kadroda yaşanan ve yaşanacak değişimler ve kulübün buna göre izleyeceği transfer politikası bir hayli önem taşıyor. Ligin ilk yarısında Gençlerbirliği ve Kasımpaşa deplasmanlarında kazanılan 3’er puana direkt olarak etki eden Muslera’nın yokluğu, sürekli olarak savunma arkasında boşluk veren ve ağır oyunculardan kurulu olan Galatasaray savunması düşünüldüğünde daha da kritik bir hal alıyor. Fenerbahçe maçıyla kızağa çekilen Chedjou ve Podolski’nin geleceklerinin belirsizliği Riekerink’in elini bağlıyor. Serdar Aziz’in de sakatlanması sonrası yapılması gündemde olan stoper transferinin, ikinci yarının ilk haftasına yetişmeyeceği neredeyse kesin gibi. Ligin ilk yarısını tatmin etmeyen bir oyunla zirvenin 3 puan gerisinde kapatmasına rağmen Galatasaray, kadroda yaşanan zafiyet ve disiplin sorunları nedeniyle ikinci yarının ilk haftalarında oynayacağı kritik karşılaşmalara bir hayli sıkıntılı çıkacak. Sarı-kırmızılılar ligin ikinci yarısında Fenerbahçe ve Beşiktaş’ı evinde ağırlayacak olmasına ve rakiplerine oranla da fikstür avantajına sahip olmasına rağmen, genel kadro kalitesi sorunu, teknik heyet yetersizliği, ekonomik sıkıntılar nedeniyle transfer gücünün sınırlılığı ve kulübün yönetim tarzından kaynaklanan sebeplerden ötürü diğer rakiplerine oranla şampiyonluk yolunda daha az şansa sahip görünüyor.


Fenerbahçe
          Sezona sancılı bir başlangıç yaparak teknik direktör değişikliği yaşayan Fenerbahçe, ligin ilk 3 haftasında yalnızca 1 puan toplayabildikten sonra deplasmanda 5-1 kazandıkları Kasımpaşa maçıyla birlikte hem ligde hem de UEFA Avrupa Ligi’nde çıkışa geçti. 34 golle ligin en golcü, 12 golle de Gençlerbirliği’yle birlikte en az gol yiyen ikinci takımı olan sarı-lacivertliler,  31 puan toplayarak ligin ilk  yarısını lider Başakşehir’in 5 puan arkasında 4.sırada bitirdi. Advocaat’ın 4-1-2-3 sistemiyle UEFA Avrupa Ligi’nde Manchester United’ın önünde grup lideri olarak bir üst tura adlarını yazdırdılar.

          Özellikle yaz döneminde Vitor Pereira ile birlikte iyi bir çalışma dönemi geçiremeyen Fenerbahçe kadrosu, Dick Advocaat ve yardımcılarının uyguladığı özel antrenmanlarla kısa sürede ligin diri takımlarından biri olarak göze çarptı. Fiziksel olarak takımın yaşadığı gelişimin yanı sıra, Van Persie’yi de yeniden hayata döndüren Advocaat, “Uçan Hollandalı”dan beklenilene yakın bir verim almayı da başardı.

          Topsuz oyundaki hareketli yapıları ve rakip savunma arkasına yapılan koşularla etkili olan Fenerbahçe’nin ilk yarıda göze çarpan en büyük eksikliği, orta sahada pas oyununu yönlendirebilecek, yaratıcı bir oyuncu oldu. Gençlerbirliği ve Alanyaspor maçlarındaki performansları da bu yöndeki eksikliklerini açığa çıkaran maçlardan oldu. Emre Belözoğlu’nun ayrılmasıyla bir oyun aklı ve lider eksikliği yaşayan sarı-lacivertliler, Josef-Alper Potuk-Ozan Tufan-Mehmet Topal gibi birbirine benzer tarzda oyuncularla pas oyununu efektif bir hale getiremedi. İsmi geçen Ben Arfa, Mata gibi isimler veya bu tarzda oyuncular Fenerbahçe’nin tam ihtiyacı olan isimler.

          Klasik pas oyunuyla oyuna hakim olmaya çalışan Fenerbahçe’nin hücum planlarından biri de orta sahada kazanılan toplarla hızlı çıkmak oldu. Lens gibi hızlı bir ismi elinde bulunduran Fenerbahçe, Trabzonspor ve Gençlerbirliği maçlarında olduğu gibi özellikle merkezde kazanarak hızla kanatlara aktardığı (ki bu genellikle Lens’in kanadı oldu) toplarla ve Lens’in delici driplingleriyle rakip kaleye çok çabuk indi. Lens’in performansı, Sow ve tabii ki Van Persie’nin de performansının artmasını sağladı.

          Ligin ikinci yarısında Galatasaray ve Beşiktaş deplasmanlarına gidecek olan Fenerbahçe’nin bir fikstür dezavantajına sahip olduğu görülse de, Advocaat’la birlikte yakaladıkları hava ve yukarıda da belirttiğim gibi yaratıcı bir merkez orta saha transferinin de eklenmesiyle sarı-lacivertlilerinin şampiyonluk yolundaki iddiasının son haftalara dek süreceğini ve potada olacaklarını düşünüyorum.

Bursaspor
          Ekonomik koşullarının elverişsizliği nedeniyle öncelikli olarak kadrosunu korumaya çalışan ve genel anlamda düşük maliyetli isimlere yönelmeye çalışan Hamza Hamzaoğlu yönetimindeki Bursaspor, 27 puan toplayarak ligin ilk yarısını 5.basamakta tamamlayarak başarılı bir başaltı takım performansı sergiledi. Ligin topla oynama oranı en düşük takımlarından biri olan Bursaspor, bunu genel anlamda bir oyun stratejisi olarak belirliyor. Orta sahada kazanılan çabuk toplarla kanat oyuncularına topu aktararak sonuca gitmeye çalışan yeşil-beyazlılar, oyunun genelinde de hatlarını birbirine yakın tutarak disiplinli bir şekilde rakibini karşılıyor. Kuşkusuz bu ihtiyatlı futbol anlayışı, 2010 yılında şampiyonluk yaşamış olan Bursa camiası için yeterli değil. Taraftarla ve Hamza Hamzaoğlu arasında sezon başından beri yaşanan huzursuzluk, ilk yarının son haftasında Ankara’da alınan Gençlerbirliği mağlubiyetiyle tavana çıktı. Maçın ardından Hamza Hamzaoğlu basın toplantısında gözleri dolarak konuşurken, 27 puan toplayarak ligin ilk yarısını 5. sırada bitirmiş bir takımın hocası olmasına rağmen neredeyse istifa etme noktasına geldi. Ancak Bursa yönetimi Hamzaoğlu’nun arkasında durarak şimdilik suları durultsa da, ikinci yarının ilk dört haftasında sırasıyla evinde Trabzonspor, Adanaspor ve Fenerbahçe’yle, Başakşehir’le de deplasmanda karşılaşacak olan Bursaspor’u ve Hamzaoğlu’nu stresli bir sürecin beklediği kesin. Ligin ilk yarısında hücum üretkenliği anlamında sıkıntılar yaşayan Bursaspor, Deniz Yılmaz ve Batalla’nın kişisel yaratıcılıklarıyla ilk yarıyı götürdü. Ancak sezonun daha sert geçecek olan ikinci devresi için, Bilal Kısa’nın da neredeyse sezonu kapattığını düşündüğümüzde, Merter’in yerine oyunun hem savunma hem de hücum kısmını başarıyla oynayabilecek, Batalla’nın yoğun markaj altında kaldığı anlarda oyunu yönlendirebilecek yaratıcı bir orta saha oyuncusuna ihtiyaç elzem gözüküyor.

Osmanlıspor
          Teknik direktör Mustafa Reşit Akçay yönetiminde disiplinli bir 4-2-3-1 oynayan Osmanlıspor, geçen sezon yaptığı çıkışı bu sezon da hem ligdeki istikrarı hem de Avrupa Ligi’ndeki başarısıyla taçlandırmış durumda. Takımın her geçen gün büyüyen oyunu bu sezon Avrupa Ligi’nde de devam ederken, iki kulvarda birden oynamaya alışkın olmayan Başkent ekibi, ligin ilk yarısını 26 puanla 6.sırada tamamlamayı başardı. Sıkı bir görüntü veren ve dinamizm üzerine kurulu bir futbol oynayan Osmanlıspor, 8 beraberlikle ligin ilk yarıda en fazla beraberlik alan takımı oldu. Orta sahada kazanılan topları çabuk kullanarak Umar Aminu, Regattin, Delarge gibi kanat oyuncularının önüne atılan toplar ve bu isimlerin hızlarını kullanarak rakip kaleye ulaşmayı amaçlıyor. Badou Ndiaye’nin iki ceza sahası arasındaki dinamik oyunu ve oyunu yönlendirmedeki başarısı Osmanlıspor’un son iki sezondaki başarısında kilit rol oynuyor. Topu kaptırdıklarında da aynı dinamizm ve iştahı ortaya koyan Başkent ekibi, savunmada disiplinli bir alan savunmasıyla rakiplerine kolay geçit vermiyor. Sezonun ikinci yarısında Avrupa Ligi yürüyüşünü sürdürecek olan Osmanlıspor’un, ligde de aynı performansını sürdüreceğini ve ligi ilk 6 içinde bitireceğini düşünüyorum.

Atiker Konyaspor
          Geçen sezonun en dikkat çekici performanslarından birine imza atarak ligi 3.tamamlayan ve direkt olarak UEFA Avrupa Ligi vizesi alan Konyaspor, aynı başarısını bu yıl lig için de devam ettirdi diyebiliriz. Hem Avrupa Ligi hem de lig trafiği içinde bocalama yaşayan ve Avrupa Ligi’ne gruplarda silik bir performans göstererek veda eden yeşil-beyazlılar, Avrupa’da yaşadıkları bu bocalama ve moral bozukluğunu lige fazla yansıtmadılar ve 24 puanla ilk devreyi 7. sırada bitirdiler. Ali Turan-Vukovic ikilisiyle sağlam bir savunma tandemine sahip olan Konyaspor, Aykut Kocaman’ın klasikleşmiş savunma güvenliği oyun anlayışını en azından lig için konuşursak bu sezon da devam ettiriyor. Kontrollü oyunu ve özellikle iç sahadaki maçlarda taraftarı arkasına alan Konyaspor’un son iki yıllık yükselişinde Ömer Ali Şahiner, Ali Çamdalı gibi Türk oyuncular da başrolü oynayanlardan. Bu sezon Traore'nin yokluğunda hücum aksiyonlarında sorun yaşayan Konyaspor, sol kanat oyuncusu Moryke Fofana ile hücum hattını takviye ederken; Bajic’in yanına katkı verebilecek bir forvet arayışında. Bu ismi bulduğu takdirde, sezonun ikinci yarısında sadece lige odaklanacağını da düşündüğümüzde ligi daha üst sıralarda bitirebilir.

Gençlerbirliği
          Sezona İbrahim Üzülmez yönetiminde başlayan ve ilk 9 haftada 11 puan toplayan Gençlerbirliği, Ümit Özat’ın takımın başına geçmesinin ardından 7 haftada 11 puan topladı ve 22 puanla ligin ilk yarısını 8.sırada tamamladı. Sezona İbrahim Üzülmez yönetiminde iyi bir başlangıç yapan ve ligin ilk haftalarında fizik olarak diri bir görüntü çizen Başkent ekibi, 7.haftada aldığı Galatasaray mağlubiyetinin ardından 4 maçta 1 puan alabildi. O tek puanı da Beşiktaş’a karşı Ankara’da alan Başkent ekibinde, 10.haftada Başkan İlhan Cavcav tarafından neşter vuruldu ve takımın başına Ümit Özat getirildi. Kulübün içinden yetişen ve kulübün dinamiklerini çok iyi bilen Özat, İbrahim Üzülmez’in basın toplantılarında sürekli olarak kadro kalitesinin yetersizliğinden bahsetmesine rağmen eldeki oyunculardan bir hayli verim almayı başardı. Üzülmez döneminde forma şansı bulamayan Rantie, Issah ve Milinkovic gibi isimler Özat’la birlikte bir çıkış yakaladılar. Sezona çok iyi başlayan Serdar Gürler, Özat’la birlikte performansını daha da arttırdı ve 7 gol-2 asistlik bir performansla 9 gole doğrudan katkı yaptı. Son Bursaspor maçında 2 gol atan ve bir asist yapan Gürler, İrfan Can Kahveci’nin çok da iyi bir ilk yarı geçirmediği bir sezonda (Başakşehir’e transfer oldu) takımını sırtlayan isim oldu. Aydın Karabulut’la olan uyumu ve oyun içi liderliğiyle Gençlerbirliği hücumlarının şekillendiricisi oldu.

          Gençlerbirliği’nde gene de ligin ilk yarısında öne çıkan sorunlardan biri golcü eksikliği oldu. Serdar Gürler- Aydın Karabulut’la birlikte takımın hücum gücünü sırtlasa da, Stancu’nun ligin ilk iki haftasında attığı birer golden sonra 10.haftaya kadar suskun kalması ve daha sonra da sakatlanmasıyla ilk 11’e geçen Muriqi’nin, Serdar ve Aydın’ın pas oyununa ayak uyduramadığı ve golcü vuruşu eksikliği olduğu görüldü. Özat bu süreçte Rantie ile bu sorunu aşmaya çalışsa da Gençlerbirliği’nin net bir golcüye ihtiyacı olduğu kesin. Başkent ekibinin sezonun devamında göstereceği performans, devre arasında takıma dahil olan isimlerin uyumu ve transfer teklifleri karşısında eldeki kadronun ne kadar korunabileceğine göre şekillenecek.

Antalyaspor
          Ligin ilk sekiz haftasında galibiyet alamayan ve 3 puan toplayabilen Antalyaspor, Rıza Çalımbay’ın göreve gelmesinin ardından çıkışa geçti ve takip eden 8 haftada 19 puan toplayarak ligin ilk yarısını 9.sırada tamamladı. İleride Eto’o’nun tek forvet olduğu ve Deniz Kadah’la, kanatlardan Danilo ve Mbilla ile desteklendiği bir 4-2-3-1 ile oynayan Akdeniz ekibi, Çalımbay’la birlikte öne geçtiği hiçbir maçı kaybetmedi. Rıza Çalımbay’ın savunma güvenliğini de ön plana almasına rağmen Eto’o ve Deniz Kadah uyumuyla Antalyaspor’un hücumda da etkinliği arttı. Geçen sezon takım savunmasında büyük açıklar veren Antalyaspor, artık daha dengeli bir takım görüntüsü çiziyor. Rıza Çalımbay, Morais’in sürekli aynı oyuncularla kurduğu rotasyonu genişletmeyi de başardı. Tecrübeli hocanın takım içinde herkese şans vererek bir rekabet ortamı yarattığı ve bunun da Antalyaspor’a olumlu olarak geri döndüğünü söyleyebiliriz. Sezonun ikinci yarısı için Eto’o’nun takımdan ayrılıp ayrılmaması kilit konum taşıyor. Antalyaspor başkanı en son Samuel Eto'o'nun takımda kalacağını açıklamasıyla bu tartışmalar da şimdilik son bulmuş gibi görünüyor. Akdeniz ekibinin ligi ilk 10 sıra içinde bitirmesini bekliyorum.


Hazırlayan: Anıl YAZAR

Yorum Gönder

 
Top