18 Ekim 2017 Çarşamba

Maç Analizi: Beşiktaş-Monaco


          Nitelik, nicelikten üstündür. Beşiktaş, bize dün bunu tekrar tekrar ispatladı. 21.45 öncesinde akşama doğru kafamda maçı hayal etmeye çalıştım. 2 isim haricinde üç aşağı beş yukarı kadrodaki mühendisliği tutturmayı başarmışız fakat karavana isabetlediğimiz o 2 isim belki de niteliğin gücünü sahada görmemizi sağlayan faktörlerin başını çekti.

          Birinci isim Anderson Talisca. Bu sezon ligde 9 maçta 24 gol atan, geçtiğimiz sezon 38 maçta 107 gol atıp en yakınındaki rakibine 24 gollük bir fark atan Monaco karşısında 11 çıkacağını zannetmedim. Neden mi? Bir; Beşiktaş’ın bu tür görece daha çekinebileceğini öngördüğümüz deplasmanlarda pas oyununda sorunlar yaşaması sebebiyle Talisca’nın bazı anlarda olduğu gibi hayalet kıvamına geleceği düşüncesi. İkincisiyse; Monaco inanılmaz direkt oynayan bir takım. Öyle topu evirelim çevirelim derdinde olan bir takım değil. Öyle ki şampiyon olarak tamamladıkları 2016-17 sezonunda topla oynama sıralamasında ilk 3’te bile değillerdi tıpkı bu sezonda olduğu gibi. Dolayısıyla Talisca’nın da oyundan düşmesi için bir başka sebep daha ortaya çıkmıştı.

          Tüm bu argümanlar bir araya geldiğinde rakip her ne kadar geçen sene ki çıtadan aşağı gibi gözükse de kağıt üzerinde Beşiktaş’tan önde bir ekip olduğundan mütevellit daha dirençli bir merkez savunması bekliyordum Şenol hocadan. Atiba – Medel – Oğuzhan gibi. Fakat Şenol Güneş o kadar ufku açık ve vizyoner bir adam ki hocanın düşündüğü senaryoyu biz anca 75. dakikadan sonra düşünebilmişiz. Çünkü asıl plan savunma yapmak değildi.

          Asıl plan hücuma direnç göstermekti. Şöyle ki, ilk yarıda yüksek ihtimalle Şenol Güneş, Leo Jardim’in her zamanki gibi Thomas Lemar üzerinden hücum varyasyonları geliştireceğini öngördü ve Beşiktaş topun arkasına geçtiğinde 4-3-3 şeklinde dizilirken Talisca zaman zaman merkezde sol içi savunuyordu. Talisca’dan bir tık daha defansif rol üstlenebilecek Tolgay’ı Lemar’ın olduğu merkez içe gönderdi.


          Talisca’nın merkezin sol içine geldiği neredeyse tüm sekanslarda Monaco etkili olmaya başladı. Atiba sola doğru mecburen kaymaya başladığında ise Lemar’ın sağdan ortaya doğru kaymaya başladığı görüldü ki zaten orijini bir merkez oyuncusudur zaten. Bu denklemde kritik oyuncu Adriano oldu. Hem ortaya kayan Lemar’ın bulmak istediği alanı daralttı hem de koridor bulan Djibril Sidibe’yi kontrol altına almaya çalıştı.


          Hocanın bu yanılgısından ziyade Jardim baktı, Beşiktaş’ın sol surunda açılmaya müsait bir gedik olduğunu fark etti. Öyle bir gedik ki açtığında seni düşman üssüne kadar ulaştırabilecek bir noktada. Caner’in savunma zaafını fark eden Jardim, Caner’in açıklarını kapatmakla görevli Tosic’in tek hamleli, yavaş ve hataya yatkın götürülerini ekleyince, üstüne üstlük zaman zaman Ryan Babel’in Monaco box’ına yakın oynaması argümanlarını toplayıp o gediğe saldırı dozajını artırdı.


          Maça forvet olarak başlayan Balde Keita’yı Beşiktaş’ın soluna taşıyan Jardim, Youri Tielemans ve Joao Moutinho’yu da o bölgede sevk etti belli bölümlerde. Bir hata ararcasına yoğunluk kurdu Monaco. Fakat en etkili ve verimli hamlesi sağ bek Almamy Toure’yi (#38) bir kanat gibi kullanmaya başlayınca hem Caner’i hem Babel’i o bölgeden dışarı çıkamaz hale getirdiler. Babel ilk yarı sadece 18 kez topla buluşurken 3 top kaybetmişti. Caner ise 25 kez topla buluşup %62 pas isabet oranı yakalayabildi. Keza golde yine aynı noktadan merkeze yapılan dribbling sonucu geldi.


          Oyunun ikinci bölgesinde de rakibi savunma anlamında eksik şeyler vardı. Rahat top yapıyorlardı bir kere, daha doğrusu istedikleri gibi yapmalarına Şenol hoca izin veriyordu. Çünkü asıl amaç savunma değil direnç göstermekti. Şöyle ki, Monaco 4-4-2’sinin ikinci dörtlüsü yani orta saha hattı ilk yarıda takımın topla oynama oranını yüzdeye vurunca %45’lik bir rakama yansımakta. Yani Monaco topa sahip olduğu her 2 sekanstan birinde yaklaşık bu dörtlüden biri topa sahip oluyor ve Lemar, Tielemans, Keita gibi kenardan cepheye doğru kayan oyuncular karşısında merkezde Atiba, Tolgay ve Talisca’yla “savunabilmek” çok kolay olmuyordu. Karşılaştırma amaçlı Beşiktaş orta sahasının topa hakim olma oranıysa aşağı yukarı %34’a yakın bir yüzdeydi. (Quaresma hariç).

          Monaco’nun sol kenara çalışıyor olması sadece Caner ve Babel’in etkinliğini değil Tosic ve Pepe’nin standartını da bir tık aşağıya indirdi. Özellikle Tosic’in ani ve bir o kadar da gereksiz pozisyon kaybetmesine sebep olan çıkışları, o kayıpları önlemeye çalışan Pepe’yi de bezdirdi. Lig ve kupa maçlarında pek fark edilmese de Avrupa’da en ufak açıkta felaket sonuçlara yol açabilecek tehlikelere gebe. Yenilen golde hamle yapmak adına yine öne doğru savruldu fakat hamle zamanlamasını ayarlayamayınca topu kesemedi. Pepe’nin de normalde gol sekansında Falcao’yu çiğ çiğ yemesi gerekirdi. İlk yarı sadece 4 başarılı defansif aksiyonu varken maç bitiminde bu rakam 11’e yükseldi.

          Topun arkasına geçtiğinde Beşiktaş’ın durumu bu. Topu önüne aldığında ise direkt oynamayı çok seven Monaco’ya karşı Şenol hoca da pas oyununu benimsemedi. Porto ve Leipzig karşısında ilk yarılarda 200 pas barajını geçen Beşiktaş, dün bu barajın altından kaldı. Hücuma geçişte Monaco’yu Monaco’nun silahıyla vurmak istedi ve özellikle ilk yarıda çok direkt ve dikine oynamak isteyen bir Beşiktaş vardı. Öyle ki, 87 uzun top ve 307 dikine pas yapan bir Beşiktaş vardı sahada dün.

          Burada Tolgay’a dikkat çekmek elzem kesinlikle. 1. devre tam olarak oyuna ısınamadı fakat ikinci yarıda oyunda kaldığı 30 dakika ilk yarıdan fersah fersah öndeydi, kendisi de belirtti. Pas yüzdesini %92’ye yükseltti 2. devre. Sağdan alıp sola, soldan alıp sağa dağıtması, savunmada elinden geleni yapması, sakinliği vs. takımına nefes verdi.


          Gelelim Monaco’nun gediklerine. Bilindiği gibi Tiemoue Bakayoko takımdan ayrıldıktan sonra bu sezon daha fazla pozisyon verdikleri bir gerçek. Bakayoko gibi bir karakter sadece savunmanın önünde bulunan bir emniyet sibobu değil. Aynı zamanda Brezilyalı stoper Jemerson’un hatta sol bekin de götürülerini törpüleyen bir dinamoydu.

          Bu sezon merkeze onun yokluğunda daha istasyon oyuncu, çevre kontrolü ve vizyonu yüksek, pas repertuarı geniş fakat atletizm ve hız karşısında pek dayanamayan yaşı da yavaştan ilerleyen Joao Moutinho entegre edilince hem cepheden bir tık daha delmek mümkün oldu savunmayı, hem de Jemerson tüy dikmeye başlamıştı. Jemerson, geçen sezon Monaco’ya ilk katıldığında da felaket hatalarla adeta “sattığı” maçlar olmuştu. Bu açığı kompanse edemedikleri takdirde cezayı kesebileceğini bilen Güneş, Tolgay ve Quaresma ile Jemerson’u zorlayabilecek toplar atmaya başladılar ve sonucunda bir pozisyon buz gibi gol olup ofsayt gerekçesiyle iptal oldu, bir diğer pozisyon geçerli gol oluverdi. Dedik ya nicelik değil nitelik önemli…


Tolgay’ın attığı uzun top sonrası 1v1 kalan Cenk ve Jemerson (Ofsayt olan/olmayan gol)


          Adriano gibi tecrübe kokan bir beki arkasına alan Quaresma, son bir ayın belki de en dominant değil fakat en efektif oyununu oynadı. Yaptığı 11 ortanın kemiksiz 5-6’sı akıl almaz noktalara gidiverdi. Top ayağına ne zaman gelse takım olarak nefes aldılar ve üretim yaptılar.


          Kenarda birebirlerde kenar beki ve Fabinho’yu çok yorarken maçı da 2 şut, 4 dribbling, 3 kilit pas, 1 asist ve 2 top çalmayla tamamladı. 55 kez topla buluşma göz önüne alındığında rakamlar epey iyi gözüküyor.

          Dakika 54 yani 1-2’e kadar oyun büyük resimde bu şekilde ilerlerken Tosun Paşa yine sahneye çıktı ve Newcastle United, Crystal Palace gibi talepkar takımların ağızlarından salyalar akmaya devam ettiren işler yapmayı sürdürdü. Geçtiğimiz 2 sezon Cenk için en şiddetli eleştiri bariz gol pozisyonlarını harcamasıydı, daha doğrusu Cenk’in pozisyonu golle tamamlaması için sayısal olarak fazlalık gerekiyordu. Buna kanıt olarak 2017 yılında Süper Lig’de Cenk Tosun’dan fazla net gol pozisyonu kaçıran başka isim yoktu.


          Fakat Cenk’in bitiriciliği, topsuz oyunu, önsezisi, pozisyon alışı öyle gelişti ki maç içinde hep zamanlama ve lokasyon anlamında tam not aldı. Sanki yabancı sınırına karşı savaşan tek kişilik ordu gibi… Radamel Falcao 44 kez topla buluşmasının sadece 7’si ceza sahası içindeyken, Cenk Tosun 38 kez topla buluşmasının 9’u ceza alanı içindeydi içindeydi. Bu yaklaşık 60 dakika pas oyunu oynamayan takımda oldukça iyi rakam ve bence büyük ölçüde pozisyon bilgisiyle açıklanabilecek bir ifade.

          Monaco, inanılmaz bir potansiyel ve 2 sezondur akıl almaz işler yapmasına rağmen 2-1’den sonra tir tir titremeye başladı adeta. Geçen sezon Beşiktaş, Lyon’la eşleştiğinde genel görüş “Lyon kırılgan takımdır”dı. Fakat kanımca Monaco daha kırılgan bir takım. Çok ısrar eden ama babasından izin alamayınca odasına çekilip sağı solu dağıtan tek kardeş çocuklar gibi. Cenk son kez sahneye çıktıktan sonra teoride yapılmak istenen hemen hemen hiçbir şeyi sahaya yansıtamadı Fransız ekibi. 60 dakika %80 pas yüzdesiyle oynayan rakip 60’dan sonra %73’e düştü. Şut haritaları da görülmeye değerdi.


          Bu özgüvenle son yarım saat özüne yani pas oyununa dönmeye başlayan Şenol Hoca ve ekibi, bizim maç öncesi hayal ettiğimiz orta saha üçlüsünü (Medel, Atiba, Özyakup) oyuna sürmüştü. Benim düşünceme göre 6 numarayı Medel’i bırakıp Falcao’u kuşatma altına almak, Atiba’yı da 8 numaraya çekip Moutinho – Tielemans ikilisini belli ölçüde önünü kesmekti. Ama Güneş vizyonu bunu 75’ten sonra devreye soktu çünkü öngördüğü başka şeyler vardı kimsenin yada çoğunluğun göremediği.

          Şenol Güneş’in Beşiktaş’ı, Zeljko Obradovic’in Fenerbahçe’si gibi. Oyundan kopan ve soyutlaşan oyuncuları hemen sahneden çekip daha efektif olabileceği isimleri kürsüye çıkarıyor. Babel, Caner çok defektifken Quaresma çıkıveriyor. Q7 düştüğünde Talisca, Tolgay, Adriano devreye giriyor ve akan oyunda temazsızlığı gideren iletken oluyorlar. Devler Ligi’nde bir karaktere sahip olabilmek en azından bunun için uğraşabilmek denen şey de bana göre bu.

          Zangır zangır titreyen Monaco karşısında has oyuna dönme sonrası 60 dakikada 260 pas yapıp son yarım saat 155 pas yapmayı başardı kara kartal. İlk 60 dakika 10 kez adam geçebilirken son yarım saate 8 adam harcamayı başardı. Hem Caner’in hem Babel’in verimi ve topla oynama süresi artışa geçti. Atiba – Medel ikilisi orta alanda kuş uçurmayınca 60 dakika yapamadıklarını 30 dakika takımı daha defansif kılan oyuncularla başarmak çok daha zordu keza başaramadılar ve Beşiktaş, Şampiyonlar Ligi gruplarında 3’te 3 yapan ilk temsilcimiz oldu.

          Önündeki kalan 3 maçın ikisinin içeride olduğu düşünülünce avantaj büyük. Zira alınacak bir galibiyet Beşiktaş’ı bir sonraki adıma taşıyabilir. Buradaki en önemli detay, asla ve asla çıtayı imkansıza hizalamamak. Geçen sezon Avrupa’da kupa hedefi konulduğunda olanlar malum. Oyun olarak şu ana kadar düşme pek yaşamadıklarından saha içine pek girmeye gerek yok fakat işin psikolojik zorluğu çıta yükseldikçe takımı, taraftarı saracak, zorlayacak. Şenol hocanın da en çekindiği nokta kesinlikle. Takım olarak başarılarının devamını ve ülkemizi, bayrağımızı temsil etmeye devam etmelerini dileyip darısı Konyaspor ve Başakşehir’e diyelim…

Hazırlayan: Çağan KESMEN
Transfer Merkezi

Transfer, Röportaj, Araştırma, Analiz

www.TransferMerkez.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme