0

        Beşiktaş Aralık 2009’da oynadığı CSKA Moskova karşılaşmasından 7 sene sonra Devler Ligi grup aşamalarında ilk sınavını Benfica karşısında verdi. Karşılaşma öncesi merak edilen konuların başında Şenol Güneş’in ilk 11 tercihi geliyordu. Geçen seneye göre çeşitlenen ve derinliği artan kadro, içerisinden farklı 11'ler çıkmasına elverişli haldeydi. İlk on birler açıklandığında Şenol Güneş’in orta sahada İnler- Atiba ikilisini kullanarak güçlü rakibine karşı bir set çekme çabası içerisinde olduğunu gördük. Rakip hücuma çıkarken bu ikili tarafından durdurulacak ve çalınan toplar, Caner, Oğuzhan ve Quaresma tarafından Aboubakar’a servis edilerek hızlı hücumlar ile gol aranacaktı. Formda Cenk Tosun yerine, savunma arkası koşu yapmaya daha müsait, patlayıcı gücü olan bir santrafor olan Aboubakar’ın tercih edilmesi de bu planın bir göstergesiydi. Geçen sezonki rakamlara göre rakip yarı sahada en çok top kazanan oyuncular sıralamasında oldukça yukarılarda olan Beck tercihi de rakibe yapılacak şok presler ile top kazanmanın planlandığını gösteriyordu.

        Açık konuşmak gerekirse kadroyu gördüğümde bu planın gayet rasyonel ve işlevsel olduğunu düşünmüştüm. Ancak erken yenilen gol tüm bu planı alt üst etti. Skor üstünlüğünü eline geçiren Benfica, Beşiktaş’ın üzerine gelmeyince top Beşiktaş’ın ayağında kaldı. Aslında Beşiktaş bu durumun üzerinden gelebilecek bir oyun tecrübesine sahip ancak Oğuzhan Özyakup daha faydalı olduğu orta sahada (Atiba’nın yanında) değil de ön tarafta on numarada oynadığından hücum akıcılığı ve hızı sağlanamadı. Gökhan İnler’in oyundan çıkarak Oğuzhan’ın asıl yerine, Talisca’nın ise ön tarafa geçeceğini beklerken Oğuzhan’ın oyundan çıkışı beni oldukça şaşırttı ve Şenol Hoca’nın yanlış yaptığını düşündüm. Karşılaşma sonrası ise Oğuzhan’ın sakatlığı sebebiyle oyundan çıktığını ve mecburi bir değişiklik olduğunu öğrendim. İkinci yarı başlarken sadece Talisca-Oğuzhan değişikliği olmadı, Adriano önce Caner ile yer değişerek sol önde, daha sonra Quaresma ile yer değişerek sağ önde mücadele etti ve ardından yerini Cenk Tosun’a bıraktı. Talisca ve Cenk’in girişi Beşiktaş’ı hareketlendirse de beklenen ceza sahası aktiviteleri ve bitirici hamleler gelmedi. Benim bu konudaki görüşüm, Beşiktaş’ı geçen sene Şampiyon yapan ve çok beğenilen hızlı hücumlarının arkasında aklın Oğuzhan olduğu ve onun bu konuda olmazsa olmaz destekçisinin ise Olcay olduğu yönündedir. Bu sebeple Olcay ve Oğuzhan birlikte sahada değilken özellikle Aboubakar’lı Talisca’lı Caner’li yeni hücum hattının belki daha iyi sonuç getirecek şeyler yapabileceğini ancak geçen sezon ki Sosa ve Gomez katkılı karakteristik Beşiktaş hücumlarını bu sene çok sık izleyemeyeceğimizi düşünüyorum. Nihayetinde gol de bir hücum varyasyonu ile değil Talisca’nın bireysel yeteneği ile kullandığı serbest vuruş sonucunda geldi. Her ne kadar Devler Ligi sahnesinde Benfica gibi güçlü bir deplasmanda neredeyse tüm karşılaşmayı rakip sahada oynamak başarı olsa da, hücum ve işi bitirme konusunda Beşiktaş’ın daha etkili olması gerektiğini düşünüyorum.

Tosic, Quaresma ve Tolga
        Genel maç değerlendirmesinden bağımsız olarak bireysel değerlendirme yapmak istediğim üç isim var.

        Tosic geçen sezon şampiyonluk yolunda son maçlarda olduğu gibi görevini başarı ile yaptı. Tosiç’in stoper performansı sol bek performansına göre kesinlikle açık şekilde önde. Ancak bu denli hamleli oynaması büyük risk taşıyor. Benfica karşılaşmasında rakibin ayağına atladığı neredeyse her topa dokunmayı başarması marifet ancak en ufak ıskasında pozisyonun ya kırmızı kart ya da gol ile sonuçlanması çok büyük ihtimal. Beşiktaş’ın yediği golde ise ağır bir stoper olmasının dezavantajını yine yaşadı ve görece kendisinde epey geride olan rakibi Tosic’in önüne geçerek topu kaleye gönderdi. Gerçi Tosiç bana dönüp Tolga’nın topu o noktaya sektireceğini bilemedim derse bir şey de diyemem ya neyse.

        Quaresma benim çok beğendiğim zevkle izlediğim bir oyuncu. Ancak üzerinde Beşiktaş forması yokken. Hala internetten Porto’da oynarken yaptığı cambazlıkları izlediğim doğrudur ama Beşiktaş taraftarının ona olan sevgi ve hayranlığını hiçbir zaman anlayamayacağım. Bir oyuncu düşünün iyi oynarsa şımarıp bireysel hareketler deneyecek, top kaptırırsa rakibe “dalıp” kırmızı kart görecek, oyundan çıkarsa tavır yapıp herkesin sinirini bozacak. Ben bir Beşiktaş taraftarı olarak Quaresma sahadayken bu gerginlik ile maç izlemekten gerçekten oldukça rahatsızım. İşin kötü tarafı gençken kafasından geçenleri yapabiliyorken artık yapmasına fiziği de elvermiyor. Her zamanki özgüveni ile son adam olduğu halde rakibe bacak arası atmaya çalışmasının açıklanacak, özür dilenecek hiçbir tarafı yok. Çünkü bu hata değil düpedüz şımarıklıktır. Gerçi karşılaşma o pozisyonla 2-0’a gelseydi belki puansız kalırdık ama Tolga’sız ve Quaresma’sız da kalabilirdik, ki bu ihtimal maalesef beni oldukça heyecanlandırıyor.

        Gelelim Tolga Zengin konusuna, yalan değil iki sene üst üste bizi Avrupa’dan eleyen adam olma başarısı CVsinde yazıyor. Çok iyidir, dürüsttür kaptandır amenna lakin olmuyor. Kale demek savunulması gereken yer demektir. Kalenin koruyucusu da en çok güvenilen kişi olmalıdır. O güven bir kere kırılırsa yerine getirilmesi de maalesef ki çok ama çok zordur.

        Beşiktaş taraftarı bir umut Fabri diyor ancak gözden kaçan bir konu var. Geçen sezon Sebastien Frey verdiği bir röportajda Tolga Zengin’in neden oynadığını açıkça ifade etmişti aslında. Fransız kaleci, Bursaspor’da geçen ilk sezonunun harika olduğunu neredeyse her maç forma giydiğini ancak ikinci yıl Şenol Güneş göreve geldiğinde, kendisine; “Bak ben hiç yabancı kaleciyle çalışmadım. Bu durum burada da değişmeyecek” dediğini öne sürdü. Hatırlayacağınız üzere o yıl Bursaspor’un kalesini Harun Tekin korumuştu. Bu röportajı ilk okuduğumda Şenol Hoca’nın böyle bir tercihi milliyete göre yapacak bir insan olmadığını düşünsem de Tolga inadı bu konuda fikrimi değiştirmeye başladı. Gerisini zaman gösterecek.

Hazırlayan: Ahmet DUMLU

Yorum Gönder

 
Top