0

          Transfer Merkezi'nin bugünkü konuğu Galatasaray'ın 4 sene üstüste lig şampiyonu olan, UEFA Kupası'nı alan efsane kadrolarında yer alan eski milli futbolcu Suat Kaya. Bu sezon Menemen Belediyespor teknik direktörlüğü görevinde bulunan Suat Kaya, daha önce Çaykur Rizespor, Tokatspor, Diyarbakırspor, Gaziantep BBSK, Göztepe ve Bucaspor'u çalıştırmıştı. Suat Hoca ile hem başarılarla dolu futbol geçmişini hem de Menemen Belediyespor ve alt ligleri konuştuk.

Merhabalar Suat hocam, röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkürler. Öncelikle Suat Kaya'nın Galatasaray altyapısına geliş sürecini dinleyerek röportajımıza başlayalım.
Ben asker çocuğuyum, babamın tayininin İstanbul'a çıkmasının ardından babamın korkusundan, annemin muvafakatnamesiyle futbolcu olmaya karar verdim. Yeşilköy amatör takımında lisansımı çıkarttıktan sonra Galatasaray'da seçmelere girdim, beğenildim ve beni altyapıya aldılar. Rahmetli Salih Bulguroğlu o zaman Galatasaray altyapısının her şeyiydi, o beğenmişti beni. Daha sonra Derwall'in gelmesiyle bizi A Takım'a aldılar. Hikayemiz dünyanın en büyük hocasıyla başladı ve Türkiye'nin en büyük hocasıyla sona erdi.

A Takıma yükseldikten sonra ilk senenizde fazla forma şansı bulamayıp Konyaspor kariyeriniz başlıyor.
4 sezon boyunca sürekli olarak Konyaspor'a verildim. Alış hakkı Konyaspor'un elindeydi. Kiralık olarak verilen futbolcunun takımına geri dönmesi zor ihtimaldir ama çok çalışıp sivrilen bir futbolcu olduktan sonra kendi kulübüm başka takımlara kaptırmadan beni geri davet etti. O sezon Türkiye içi transferde en büyük miktarına transfer oldum. Konyaspor'a da iyi para kazandırmıştım. Konyaspor'u 2. Lig'de şampiyon yaptık, üst ligde tuttuk. Güzel 4 senem geçti, güzel arkadaşlıklar kurdum. Yıllar sonra ''eski başarılı futbolculara ödül verme'' projesinde beni de layık görmeleri, beni çok gururlandırdı. Gittim yeni statta sayın başkanın elinden ödülümü aldım. Konyaspor'un ardından Galatasaray'a dönüş, 14 sene sürekli oynama, Türkiye'de en fazla kupa kazanma. Gerektiği zaman da 37 yaşımda bıraktım.

Konyaspor'un ardından Galatasaray kariyeriniz tekrar başlıyor, yüklü miktarda bonservis karşılığında transfer oldunuz.  Araştırdığım kadarıyla 2. Galatasaray kariyeriniz başlangıcında ödenen bonservis bedeli nedeniyle birkaç eleştiri okudum. Ama siz müthiş performans gösterip kulübün efsaneleri arasına girdiniz.
İnsanlar o konuda yadırgamakta haklı. 14 sene bir kulübün orta sahasında oynayıp boyunuz 1.69 olup, kilonuz 62 olduğu zaman; gelen hocalarda ilk geldiklerinde sizi keşfedene kadar bir hazırlık dönemi geçiyor. Hiçbir hocamla Feldkamp ile yaşadığım sorunu yaşamamıştım. Feldkamp çok asabi, prensibli, çok kuralcı bir hocaydı. Bir sakatlık geçirmiştim ve bu sakatlığı sakat transfer olduğuma bağladı. Ağır sakatlık geçirince satış listesinin başına koyulmuştum. Daha sonra takımın başına Rainer Hollmann geldi  Bu satış listesine koyulmam durumum hazırlık kampına kadar devam etti. Hazırlık kampında Rainer Hollmann; bu kadar çelimsiz, bu kadar zayıf bir futbolcunun çok koşması gerektiğini söylemişti bana. Rainer Hollman ile ''Forrest Gump'' oldum. Koşmanın her çeşidini onunla yaşadım. ''Türkiye'nin en çok koşan orta sahası'', ''6 ciğerli'' ve ''Hugo'' yakıştırmaları hep onun sayesinde olan şeylerdi. En kötü sezonumuz 50 küsür maçla geçiyordu, şimdi 25 maç oynasın diye futbolcular ile mukavele yapılıyor. Bilhassa 1996-2000 yılları arasındaki mücadelem zaten hem ülkemizde hem de Avrupa'da takdir edilmişti. Şampiyonlar Ligi'nde gecenin kadrosuna girmek, en uzun süreli koşan futbolcuyla aynı mesafeyi kat etmek vs yani bu tür rekorların hepsinde güzel imzalar attım. Alex Ferguson'ın ''Sir'' ünvanını almadan önce Manchester United'ın akredite kâğıdında teşekkür yazısı almış bir oyuncu olarak ve Galatasaray'da jübilesi yapılmış tek futbolcu olarak görevimizi onurla, şerefle, gururla tamamladık.


Bahsettiğiniz gibi futbolculuk yıllarınızda çok fazla koşan ve mücadele eden bir yapınız vardı. 34 yaşında Avrupa Şampiyonasında mücadele ettiniz. Hatta 30 yaşınıza kadar Milli Takımda forma giyiyorsunuz ve araya 3-4 sene sonra girdikten sonra tekrar Milli Takımda forma giyen bir Suat Kaya gerçeği var. Neler söylemek istersiniz?
Performans arttıkça insanın iştahı da artıyor. Koşmak acayip hoşuma gidiyor, neredeyse yatak da koşacak duruma geliyordum. Futbolcu her şeyi tek başına yapamaz, bu prensibi erken yaşta kapınca benim için pek sorun olmadı. 27 yaşımda ülkemde yılın futbolcusu seçildim, 37 yaşımda futbolu bıraktım. 34 yaşımda Avrupa Şampiyonasında oynadım. Bugün yeni jenarasyonun belki rüyasında gördüğü zaman uçuk çıkaracağı futbolcularla karşılıklı oynadık. Şu an Luis Figo gibi isimlerle fotoğrafım yayınlanıyor, biz Manchester ile maç yaparken David Beckham yedek kulübesindeydi. Zinedine Zidane şu an Real Madrid'in hocası ve biz karşılıklı oynadık. Maradona, Sevilla'da oynarken biz karşılıklı oynadık. Bu klas isimlerle karşılıklı oynamak iştah arttırıyor zaten, maç sonunda futbolcu ölçümlerinde ismim üst sıralarda yer alması amacımdı. Fatih hoca futbolu bırak demese, ben hala futbol oynardım. Bıraktığım dönemde hala oynayacak kapasitem vardı.

Türk Futbol tarihinin en büyük başarısı UEFA Kupası ve Süper Kupa'yı kazanan kadronun önemli bir parçası olarak bize o dönemki atmosferden biraz bahseder misiniz?
Bu kupanın serüvenine başlarken Şampiyonlar Ligi'nden düşüyorsunuz. O dönemde Milan gibi bir takımı yenmemiz gerekiyor. Bakın arkadaşlar Milan diyorum, anormal bir takımı yenip bu serüvene başlıyoruz. Berlin'de başlıyor Kopenhag'da bitiyor. İnanılmazdı. Hikâye çok çalışıp, çok ezberlemek ve çok mücadele etmekti. Ben finalde yanlış hatırlamıyorsam 98 ya da 102. dakika da oyundan çıktığımda, -bu kadar koşan ve koşmayı normal nefes almak gibi hisseden ben-, ayaklarımı hissetmiyordum, ayaklarım yoktu benim. Taksime otobüs çıktığında ben yerimden kalkamamıştım hatta ayağa kalkamamamın bana faydası şu olmuştu: Kupayı herkes unutmuştu o zaman, ben de aldım kupayı eve götürdüm ve kupa 3 gün evimde kalmıştı.

Rakibi analiz etmenin, çalışmanın artısı şurada çıktı: Biz Süper Kupa maçı için Monaco'ya 2. Louis Stadı'na geldiğimizde; 1 gün önce antrenman saatleri vardı. Önce Real Madrid çalışacak daha sonra biz girecektik, kuraldan dolayı. Üstümüzde eşofmanlar var ama ismimiz yazmıyor. Ama orada Roberto Carlos, Luis Figo, Guti çıkarken bize ismimizle selam vermeleri; bizim artık çalışılacak kulüp haline gelmemizi gösteriyordu ki, bize büyük gurur verdi. Adamlar ismimiz dahil her şeyi öğrenmişler, büyük gururdu. Türkiye için, Süper Kupa UEFA Kupasından sonra çok fazla önemli değildi. Biz gidip Real Madrid gibi kulübü yenip kupayı alıyoruz. Çok muhteşem günlerdi.

Dünyaca ünlü birçok takımından ve buna bağlı olarak yıldız isimlerden bahsettik. Suat Kaya'nın karşılıklı olarak en çok zorlandığı futbolcu hangisiydi?
Oyuncu anlamında çok fazla zorlandığım bir isim olmadı çünkü bir adım fazla koşarsan illa üstesinden geliyorsun. Bizim 4 attığımız Mallorca takımına karşı ilk 20 dakika da inanılmaz zorlanmıştık. Bizi mahvetmişlerdi. ''Bu takım nereden çıktı? Buraya kadarmış'' durumlarına kadar geldik. Ama gösterdiğimiz direnç, Türk'ün inadı ve isteğimiz maçı almamıza neden oldu. 5 kere gittik 4 attık ve maçı aldık.


Ertelemeli bir Juventus maçı ve sizin attığınız kafa golü. O golü bize anlatır mısınız?
(Suat Kaya önce bizlere golün videosunu izletiyor.) Her zaman ben duran topta Hagi'nin yanına giderim, o topu dürterim ve Hagi vururdu. O pozisyonda Hagi beni yanına istemedi ve gitmemi söyledi. Ben de gittim ve golü attım. Mesela o pozisyonda Igor Tudor'dan seken top bana geliyor, ben de kafayı vurup golü atıyorum. Tamamen Hagi'nin içgüdüsü ve benim o kadar uzun adamın arasında nerede durmam gerektiği golü getirdi. Yaşanılan olaylardan sonra bu maçta kesinlikle mağlup olmamamız gerekiyordu, Juventus'ta maça günü birlik gelmişti son dakika da golü attık ve mağlup olmadık.

Yavaş yavaş teknik direktörlük kariyerinize geçelim. Futbolu bıraktıktan sonra Galatasaray altyapısında göreve  başladınız ve ciddi başarılarınız oldu. Son döneme baktığımız zaman futbol kariyerine son veren bir isim gerekli donanımı sağlamadan bir takımın başına geçiyor. Neler düşünüyorsunuz bu konu hakkında?
Bravo, çok güzel bir soru. Ben altyapıda çalışırken ''zaman kaybeden'' adam unvanını aldım. Gökten düşüp birden bire hoca olacak halimiz yok. Ben kursa gittiğim zaman bir hocaya'' Takım devreye 3-0 yenik girerse neler yapabiliriz, futbolcuya neler söyleyeceğiz ? diye soru sordum. Cevabı '' Vallahi biz bunu yaşamadık ama bir ara bunu konuşalım'' dedi. Bu sadece bir soru, bunun birçok pratiği var. Benim aldığım ilk takım minik takımdı, İstanbul şampiyonu oldu. Emre Çolak vardı bu kadroda. Daha sonra PAF takımında göreve başladım ve 2 kere üst üste Türkiye şampiyonu yaptım. Arda Turan, Özgür Can, Cafercan, Uğur Uçar, Ferhat gibi isimler o dönemin futbolcularıydı.

Ayrıca kanaatim şu: Altyapıda ki insanların üstüne üsttekiler gibi eğilinmezse maalesef bir şey olmaz. Her manada mutlaka destek sağlanmalı, sağlanmazsa kanayan yara sürekli devam edecek. Yarışmasınlar, üste oyuncu yetiştirmek için uğraşsınlar. Bu büyük bir eğilimle olur. Yani asgari ücret alan bir altyapı hocasına sen bugün 2 tane maç izleyeceksin dediğinde hem sen hem de o hoca yalancı olur. Bana altyapının katkısı büyük oldu, sonra kendim müsaade isteyip Gaziantep Büyükşehir Belediyespor ile anlaştım.

Menemen Belediyespor'un başına geçiş sürecini dinleyelim bir de.
İzmir'e 3 sene önce geldim. Göztepe'de ilk olarak göreve başladık, Play Off'un son maçına kadar çok güzel bir performans sergiledik. Daha sonra kulüp satıldı, başka hocayla çalışmak istediler. Tamam dedik ayrıldık. 1 sene Bucaspor davet etti, zor durumdaydı ve biz 17 maç kazanarak ligde kaldık. Türkiye Kupası'nda çeyrek finalde Beşiktaş'a elendik. Bunu genç isimlerle, yürekli isimlerle başardık. Bu sezon başında Bodrum'da tatildeyken, kulüp başkanı sayın Tahir Şahin bizi davet etti. Hatta ben ''3 gün sonra gelebilir miyim'' dedim. Başkanımızın cevabı kesinlikle hayır dedi. Gittiğim günün sabahına geri döndüm ve bir daha da tatil yapamadım. Başkanımızda sporu çok seven bir insan ve bu ligden kesinlikle yükselmek istiyor. Bize de, şehire de, ilçeye de bu heyecanının yansıtıyor. Bizde buranın başarısı için mücadele ediyoruz.


Sezon başında özellikle kağıt üstünde kurulan güzel bir kadro var. Sezon başından bu ana dek performansınız için neler söylemek istersiniz?
Sezon başında kurulan kadro herkes tarafından ilgiyle karşılanmıştır ama düşünün sağ bekin sezon başlamadan çapraz bağları kopuyor, 5. haftada kalemin tendon bağları kopuyor, stoperin çapraz bağları kopuyor, orta sahada oynayıp ağır bir şekilde ameliyat olan futbolcum var, Gökhan Ünal yaşadığı sakatlıktan dolayı 3 ay sonra sahalara dönüyor, Erman yeni yeni form tutuyor. Allah'a şükrediyorum bu kadar yürekli isimlerle çalıştığım için. Bunları gören bir yönetim kurulu ve başkan var, halk var. Bir de bunların hepsinden faydalandığım anları düşünün? Muhakkak bu sıralamayı ters çevirecek bir ortam gelecektir belki 10 hafta sonra.

Teknik direktör olarak hedeflediğiniz en üst nokta neler? Bir takipçimizin Konyaspor'u çalıştırır mı diye bir sorusu var.
Konya çok sevdiğim bir yer, oranın ekmeğini yiyip suyunu içtik. Çok sevdiğim insanlar var, beni de sevdiler. Önemli olan oradan bir istek olması, niye gitmeyeyim. Ama önceliğim Menemen Belediyespor'un hedefleri. Önce bir üst lige, sonra Süper Lig'e çıkacağız inşallah.

Son olarak eklemek istediğiniz birşey var mı hocam?
Size teşekkür ediyorum, takipçilerinize saygı ve sevgilerimi yolluyorum. Spor güzel bir meşgaledir, her dalı büyük emekçilerin işi. Bizi takip etmeleri, bizi beğenmeleri bizleri mutlu eder. Eleştirilere de açığız, yorumlara da açığız. Sizlere de yayın hayatınız da başarılar.

Röportaj: Muhammed EKTİ / Emre ERKAN
Bu röportaj TransferMerkez.com tarafından yapılmıştır, tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

Yorum Gönder

 
Top